Yönetmen Abdulbaki Yavuz: Türkiye’deki sinema eğitimiyle uyuşturuluyoruz

Kategori:Sinema | Tarih:04/10/08

Abdulbaki Yavuz 23 yaşında. Üniversite 4. sınıf olmasına rağmen birçok kısa filmleriyle isminden söz ettirdi. Son kısa filmi “Bir Kaplumbağa ve Tavşan Hikayesi” ile Altın Portakal’a aday oldu. 30′lu yaşlarda yönetmenlerin katıldığını belirtirsek bu festivale katılan en genç yönetmenlerden unvanına sahip olduğunu ekleyebiliriz. Doğrusu Abdulbaki hayallerinin peşinden koşarak başarısını da beraberinde getirmiş. Birçok akranına göre de yılmadan, sıkıntılara göğüs gererek çalışmalarının karşılığını görmeyi yeğliyor. Dobralığına ve içtenliğine tanık olmak benim için ayrı bir öneme sahip. Bu sebeple kendisini tanıdığım için çok mutlu olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Bundan sonraki başarılarının artarak devam edeceğinden ise şüphem yok. Zira Abdulbaki hayallerinin peşini hiç bırakmamaya niyetli…

Öncelikle Başarılı Gençler okuyucularına Abdulbaki Yavuz’u tanıtabilir misin?
7 Şubat 1985 Sivas’ta doğumluyum. İlköğretim ve liseyi İstanbul’da tamamladım. İlk kısa film denememi lise son sınıfta gerçekleştirdim. Üniversiteye hazırlandığım sırada çeşitli ajanslarda kamera ve kurgu asistanlığı yaptım. 2004 yılında Sinema-TV bölümünü kazandım. 2005 yazında “Anne ya da Leyla” isimli sinema filminde ise reji asistanlığı yaptım. Üniversite birinci sınıfta ise 4 kısa film denemesinde bulundum. Şu anda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV 4. sınıfta öğrenim hayatına devam etmekteyim.

Nasıl başladın bu sinema macerasına? “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmindeki Recep ve Mehmet’in hikayesine benzetelim mi hikayeni?
Her şey Gladyatör filmini izlememle başladı. Filmi izledikten sonra “neden ben çekemeyeyim diye” söylendim kendi kendime yaşımın getirdiği ukalalıkla. Karar verdim ve sinemacı olma hayalim böylece başlamış oldu. Sonra, yönetmen sinemasına hayranlık duymaya başladım. İlk film denememi arkadaşımın Handycam kamera’sını (Hi8) ödünç alarak yaptım. Çektiğim görüntüleri kurgulamak için televizyon sektöründen birileriyle görüşmelerim oldu. Bu işin milyon dolarlık cihazlarla yapılabileceğini söyleyerek bu sevdamdan vazgeçmemi söylediler.
İsmini dahi bilmediğim Adobe Premiere programını şans eseri temin ettim. Programı kendi çabalarımla öğrenerek bu işe adım attım diyebilirim. Sonrasında elime aldığım VCD ile İstanbul’daki ajanslarını kapısını çaldım. Şanslıyım ki iyi bir ajans sahibi olan Gökmen Turnalı’ya rastladım. Bu işi bana hakkıyla öğreten kişi odur. Bu sektörde istismarların çok yaşandığı gerçeğini göz önüne alırsak kendisine çok büyük bir vefa borcumun olduğunu söyleyebilirim.

Kısa film, özellikle sinema öğrencileri için tercih edilen bir alan. Bu alanı uzun metrajlı film çekmek için bir basamak olarak mı görüyorsun, yoksa maddi yetersizlikten dolayı mı? Neden bir uzun metrajlı film yerine onlarca kısa film çekilir?
Film çekmek gerçekte pratikte öğrenilir. Açıkçası kısa film çekerek eğitiyorsunuz kendinizi. Sınırsız bir özgürlük alanı sunması cazibesini artırıyor diyebilirim. Doğrusu uzun metrajlı film çekmek ticari olduğu için sorumluluk ve yükümlülüklerin var. Dolayısıyla özgürlüğünüzü kısıtlayan bir durum bu.
Kısa film çekmek uzun film çekmekten çok daha zordur bana göre. Mesajını çok kısa zamanda vermek daha da zorlaştırıyor işinizi. Bununla birlikte kısa filme sponsor bulmak da uzun filme nispeten çok daha zor. Hal böyle olunca daha sıkıntılı bir iş oluyor. Ben kısa filmi bir basamak olarak görüyorum. Uzun film çektiğim dönemlerimde bile imkanım olursa kısa metrajlı filmler yapmak istiyorum.

Hemen şunu sormak istiyorum: Türkiye’de yapımcıların, ünlü oyuncuların veya sanatçıların üniversite öğrencileriyle çalışmama prensibi hakkında neler diyeceksin? Güvenlerinin olmamasını çömezliğinize vermelerinde haklı olabilirler mi?
Türkiye’de çok öğrenci proje üretiyor ve oyunculara başvuruyorlar. Öğrenci olduğun için de çoğunun güveni olmadığı bir gerçek. İşi hakkıyla yapamayacağını düşünüyorlar. Her öğrenci gibi benzer şeyleri bende yaşıyorum. Hipokrat filminden sonra bu düşünceler biraz değişse de öğrenci olmak hala zor.
Gerçi Bir Kaplumbağa ile Tavşan Hikayesi filminde ise Müşfik Kenter’in maddi bir karşılık beklemeden yer almasına ne demeli? Her zaman istisnalar oluyor. Kendisine minnettarım.

Yüzlerce kısa film arasından “Bir Kaplumbağa ile Tavşan Hikayesi” filmin Altın Portakal’a aday oldu. Bu senin için çok büyük bir prestij, yaş itibariyle ise örnek teşkil ediyor. Öyle değil mi Abdulbaki?
Kesinlikle öyle. Yanılmıyorsam Altın Portakal Film Festivali’ne katılan en genç yönetmenlerdenim. Bu benim için çok büyük bir prestij olmuş oldu ve sonraki işlerimde iyi bir referans olacağını düşünüyorum.

Kenan İmirzalıoğlu “Eğer Amerika dünya üzerinde bir güç sağlıyorsa, bunun en büyük sebeplerinden biri sahip olduğu silahlar, ikincisi sinemadır.” diye bir sözü var. “Ne kadar gerçekçi” diye düşünmüyor değilim.
Ben birinci sıraya sinemayı koyuyorum. Amerika sinema ile kendi ideolojisini yansıtıyor, kültürünü empoze ediyor. Bir pazarlama metası olan sinemasıyla ekonomik gücüne güç katıyor. Bak mesela şuan üzerimde bir kot pantolon var. Bunu filmlerde görmeseydik, zamanında bu kadar popüler olur muydu?
İlk Amerikan filmlerini izlediğimizde kültürlerinin ne kadar uzak olduğunu görüyorduk. Ya şimdi? Kültürel benzerliğimizin arttığına hepimiz şahidiz. Onların kültürünü benimsiyor ve aynılaşıyoruz topyekun.
ABD’nin ekonomi kayıtlarına bakarsak en büyük gelirin Hollwood ile sağladığını görürüz. Bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Ve gücünü sinema ile göstermesi, teşhir etmesi de cabası…

Filmlerinde “insani” argümanları yoğun şekilde kullandığını görüyorum. Filmin temasında en önemsediğin kıstaslar neler? Mesela; imkânın olsa Terminatör filmini yapar mıydın?
Her insanda olduğu gibi ben de kendi penceremden bakıyorum hayata.. Kendi gözlemlerimle, tecrübelerimle hayatı yorumluyorum. Birikimimle bakış açımı yansıtıyorum filmlerime. Bir anlamda kendimin tezahürü, izdüşümü oluyor yaptığım projeler. Dolayısıyla mümkün olduğu kadar insanların sıradan bildiği şeylere farklı yollardan yaklaşmaya çalışıyorum hep. Görüntü ve ses estetiğine oldukça önem veriyorum.
Terminatör filmini değil de Batman’i çekmek isterdim açıkçası.
Anlayışımda “benceyi” katabilmek en önemli kriterimdir.

Üniversitelerimizin hali hazırdaki sinema eğitimini yeterli buluyor musun?
Türkiye’de sinema eğitiminin olduğuna inanmıyorum ben. Bunun nedeni de memur zihniyetinin olması.. Bu söz ettiğim konu kesinlikle havada değil ve ağır konuşuyorum; Türkiye’deki sinema eğitimiyle uyuşturuluyoruz. Sektöre girdiğimizde bir 4 yıl da anca açılıyoruz. Sanatı değerli kılan; yaptığın işlerdir. Sanatta profesörlük olmaz. Sanatçı olmak ya da olmamak vardır. Sanatı memur zihniyetli kişiler değil; bu işin gerçek sanatçıları öğretmesi gerekli. Maalesef bu ülkemizde birkaç üniversite de olan bir durum. Bu da bir elin parmaklarını geçmez. Bence sanat eğitiminin devletin elinden alınması gerekiyor. ABD’deki gibi bu işi özel sektörün yapması lazım. Bu radikal düşüncelerime rağmen neden hala bir devlet üniversitesinde okuduğum akla bazı sorular getirebilir. Devletin bana sunduğu bazı demokratik hakları kullanıyorum.

Sinema ile ilgilenen, bu alanda kariyer yapmak isteyen genç arkadaşlarımıza neler paylaşacaksın buradan?
Sinema kimsenin tekelinde olan bir şey değildir. Şunu kabul etmek gerekir. Sinemanın içerisinde sanat da vardır ticarette. Belge olduğu kadar eğlence yönüde vardır. Dar bir kalıp içerisinde değildir ve çok çeşitlidir. Bunlara saygı duymak gerekir. Ben sanat filmi yapıyorum, popüler film yapanlar sinemacı değildir ya da ben eğlencelik filmler çekiyorum sanat filmi yapanlar hiçbir şeyden anlamıyorlar gibi özünde sinemaya zarar veren geri kafalı düşünceleri kafamızdan silmeliyiz bence. Çeşitlilik her zaman iyidir.

İleriye dönük kariyer hedeflerini belirledin mi? Geleceğini nasıl şekillendirmek istiyorsun?
İki hedefim var: Birisi sinema yönetmeni olarak devam etmek, diğeri ise reklam yönetmeni olmak. Bunun haricinde yapmak isteğim bir şey yok. Bu sektörün ana vatanı Amerika’ya gidip mesleki eğitimimi almayı çok istiyorum. Zira Türkiye’deki eğitimimle bir şey öğrendiğimi hiç düşünmüyorum açıkçası. Amerika’da eğitimimi tamamlayıp ülkemde güzel projelere imza atmaya çalışacağım. Ya da öyle umuyorum :)
Web Sitesi: www.yavuzweb.com

YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI KISA FİLMLER
Bir Kaplumbağa ve Tavşan Hikayesi - 2008
45. Altın Portakal Film Festivali Finalist. 2008

Hipokrat - 2007
14. Altın Koza Film Festivali Öğrenci Filmleri Yarışması, Kurmaca Dalı, Finalist. 2007
1. Kartal Ulusal Kısa Film Yarışması, Finalist. 2007
1. Fransız Sokağı Kısa Filmler Sokak Şöleni. 2007
3. Geleceğin Sineması Yarışması, Senaryo Destek Ödülü. 2007
1. Kristal Klaket Film Festivali. 2007
Plato Film Okulu Kısa Devre Film Festivali, Gösterim Filmi. 2007
19. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması, Kurmaca Dalı. 2008

Kumbara - Ağustos 2006
Hilâl Tv 1. Kısa Film Yarışması, Mansiyon. 2007

Macrocosmic Minimal Yaşamlar - Mayıs 2006
Fosil - Mart 2006
Yüzsüzler - Ocak 2006

Röportaj: İbrahim Eryiğit

Toplam 29 yorumcu katıldı.

gül:

iyi bir röportaj tebrikler…

meltem turan:

yukarıdan yollanırken kalbi öpülmüş güzel insan… Canım arkadaşım… Mutluyum senin adına inceden kıskançlıkla da olsa…
yolun açık olsun …

yorumcu:

başarıların devamını dilerim dostum…

Erdem işler:

yaptığı işlerle her zaman takdir kazanan sistemin parçası olmayan yeni bir sistemden bahseden abdülbaki yi kutluyorum ben onun okuldan alt devresiyim kesinlikle bize heycan ve gurur veriyor. teşekkürler…

kamacı:

İlk ve tek izlediğim kısa film benim için hiç birşey ifade etmemişti..aha doğrusu şunu anlayamamıştım bir yönetmen neden kısa film çekmek ister ki..? ama şimdi anladım neden kısa film çektiklerini.. bu sanırım roman okumak yerine hikaye okumak gibi birşey.. İnşallah kendisi ileride Türkiye’nin Tim burton’ı olur..

Emine:

yararlı bir röportaj olmuş bence. abdulbaki abimiz genç yaşına rağmen altın portakal film festivaline aday gösterilmesi ayrıca bir başarı diye düşünüyorum ( genç olarak). tüm gençlerimize bir cesaret örneği daha…

çağatay:

portakal’da buluşmak üzere… tebrikler arkadaşım :)

ayşegül tan:

başarılarının devamını dilerim

halid:

Şahsen tanıma imkânı bulamamış olsamda ismen ve çalışmalarıyla kendisini takip ediyorum…
Böyle yetenekli insanlarda yetişiyor ülkemizde diye seviniyor ve dualarımızı eksik etmiyoruz.

Başarılarınızın devamını dilerim…

Mickey:

Altın portakalı alırsa bir dilimde bana verecektir…umarım kazanırsın ki kazansanda kazanmasanda bir örneksin, azim ve başarının genç insanısın.
En içten dileklerimle…

bursi:

öncelikle abdülbaki abimi tebrik ediyorum..sinema-tv bölümünde okumaya hevesli bir öğrenci olarak (ki buna çok az kaldı), abdülbaki abimi titizlikle takip etmeye çalışacağım..belki ileride beraber bir film de çekeriz :) -güzel fikirlerim var- =)

Muhammet güçlü:

helal olsun inşallah altın portakal film ödüllerinde adını ödüllerle beraber duyarız!!!

s.banu serin:

abdulbaki çok ağır konuşmussun ama ne diyim yerden göğe kadar haklısın.ülkemizin bazı ülkeler karşısında hem eğitim hem destek konusunda geride kaldığı bu durumu belki senin vesilenle duyururuz.başarılarının devamını diliyorum

müge:

röportaj tam bir kompozisyon düzeninde olmuş giriş gelişme sonuç şeklinde ellerine sağlık. yönetmen arkadaşımıza da başarılar diliyorum.

Derya Demirci:

İşte korkmayan genç.. İşte sesi çıkan genç. işte başarılı genç.

yorumcu:

Gerçekten uyuşturuluyoruz. Ne diyeyim çok haklı

halil ibrahim şan:

Abdulbaki geleceğin en iyi yönetmenlerinden biri olacak İNŞALLAH.önemli olan özgün olup kendi dilini ortaya koyduğu sürece başarı ve ödüllerini hep duyacağız.yolun açık olsun

büşra şerbetçi:

okuyorum…beğeniyorum…örnek alıyorum…hayal kuruyorum…hayal kurmaya devam ediyorum…devam ediyorum…devam ediyorum… ama malesef bir türlü ulaşamıyorum en iyisi okumasam mı yaa…

Pınar:

Dobra dobra konuşmuş helal olsun. korkma arkanda gençlik var.

buse toprak:

bence altın portakalın yeri belli.tebrikler arkadaşım.adını burda da duymak çok önemli,uyuşmayanlar için devam etmelisin!

SEVAL AKKUŞ:

olmak istediğin yerdesin… hep söylerim ya sana şans dilemiyorum… ihtiyacın yok:) başarıların daim olsun caNIM:)

HÜLYA KARATAŞ''AKADEMİDADİ EĞİTİM MERKEZİ'':

FARKIN FARK EDİLİYOR ARKADAŞIM YOLUN AÇIK OLSUN:)

SERAP KORKMAZLAR''AKADEMİDADİ EĞİTİM MERKEZİ'':

SANATINDA BAŞARILAR DİLERİMMM…

ali çoban:

Başarılı olmak için illede çok çalışmak gerekmez… başarının temel sebebi bana göre bir kez derslerini iyi dinlemek ve arada bir unuttuğu yerleri pekiştirmekten geçer. baştan derslerini dinleyip(eger ders temelin saglamsa o temel kolay kolay çökmez.) ama insanın içinden gelmeyince de hiçbir zaman başarılı olamaz. herkes en iyi yapabilecegi işi yaparsa başarının ilk temeli atılmış olur zaten. sizi de tebrik ederim.

yorumcu:

tebrikler abdulbaki inş. başarıların daim olur.

haydarcan:

güzel

sinem:

bu azmini ve başarını kutluyorum…

hasan yılmaz:

abdulbaki meslektaşım tebrik edıyorum seni. gercekten gurur duyuyorum senınle. seninle birlikte anne yada leyla sineme filmini çektikten sonra devam etmene sevindim. umarım sende benim gibi daha ilerıye gidersın . şuan ben canadada bir film şirketinde gorevime devam etmekteyim. senide buraya film çekmeye beklerim kardeşım hoşçakal. kendıne çok iyi bak.

eleştirmen:

bence güzel ama konuya çook ayrıntılı girmişsiniz.yinede beğendim.daha fazla fotoğraf koyabilirdiniz.

Sizi de bekliyoruz...

İsim (isteğe bağlı)