Bilindiği üzere ülkemizde yoğun olarak ekonomik krizden bahsediliyor. Sayısı oldukça fazla bir rakamı bulan kadrolu-kadrosuz personelin işten çıkartılması krizin en büyük etkilerinden biri olarak vurgulanıyor. Aslında konumuzun pek içine girmese de, buna kimsenin değinmemiş olması, vicdanım açısından en azından birkaç cümle kurma gerekliliği yarattı bende.
“İşin aslı; kurumların çaresizlikten eleman çıkarmasından ziyade, taze kan ve az personelle fazla verim alıp, emek giderlerini düşürme politikası…” duygusal açıdan personeli “bu krizde iş bulmak zor, ne güzel işim var işte, az maaşa rağmen bu artan emek yükümü şimdilik göz ardı etsem iyi olur” durumu içine sokmaktan başka >>>
“Atatürk’ü tanrılaştıranlara ‘tokat gibi’ belgesel: Mustafa” isimli köşe yazısına e-posta adresini vererek yorum yazanların katıldığı çekilişte şanslı kişi 28. yorumcu ‘Çağrı Menteş‘ oldu.
Can Dündar’ın memnuniyetle imzalama sözü verdiği ‘Mustafa’ belgeselinin DVD’sini piyasaya çıktığında yollama taahhüdünü huzurunuzda vermiş bulunmaktayız.
Her lise öğrencisinin hayalini süsleyen bir şeydir ÖSS derecesi. Bazıları için ütopya olan bu başarı, bazıları için ise zor değil. Bu başarı için zeka olgusunun ne kadar belirleyici bir etken olduğu bir yana, çok çalışmanın neticesi olduğu tartışılmaz. Nitekim genç arkadaşımız Ali Taşar bunu bir kez daha ispatladı.
ÖSS’nin gerçek şampiyonu olarak medyada yer alan Ali Taşar’ın başarı hikayesini okuyunca inanın ‘başarıüstüne’ yolculuk edeceksiniz. İlköğretim ve lise eğitimini açıköğretimle bitirerek 1 senelik ÖSS sınavı hazırlık dönemi geçiren Ali, aldığı Türkiye 866. derecesi ile çok şaşırtmıştı beni. Üstlendiği bazı sorumluluklar, çektiği sıkıntılar, okuma aşkı uğruna fedakarlıklarını öğrenince ‘gerçek’ şampiyonluğu hakettiğine inanıyorum.
Verdiği samimi röportajıyla Ali’ye, ‘insan isterse’ sözünün içini doldurduğu için minnettarlığımı gösterir, olağanüstü başarısına ayakta alkış tutuyorum..
Ali Taşar’ı ÖSS sonuçları açıklanınca tanıdık; fakat tanımayanlar için kısaca kendinden bahseder misin?
Osmaniye/Kadirli ilçesi doğumluyum. Okul hayatım dalgalanmalarla geçti. İlköğretim 5. sınıfa kadar Kadirli’ye bağlı Taşköprü Köyü’nde okudum. Ortaokul için Mersin’e gittim. Dr. I. Kamil Tarhan İlkoğretim Okulu’nda 6. sınıfa başladım; ama babam ağır hastalanınca 7. sınıfta okulu bırakıp köye dönmek zorunda kaldım. >>>
DVD HEDİYELİ* Bilgi birikimi, objektifliğe düşkünlüğü, hassasiyeti, aydın kimliği ile tanıdığım Can Dündar’ın, ‘Mustafa’ filmiyle aşağılanmasına ve ağır eleştirilere maruz kalmasına çok şaşırdığımı söylemeliyim öncelikle. Turkcell’in sponsorluktan son anda vazgeçmesi, Sabancı Grubu‘ndan daha fazla konuşulması ile reklam olması oyunu bir yana, ‘Mustafa’ tam bir Can Dündar’ın genç nesile hediye ettiği şaheseri… Kimliğinden ödün vermeden gözler önüne serdiği belgesel, ‘işkembeden konuşmalara’ kurban gidiyor. Mazallah ki Can Dündar efendiliğini, saygınlığını bozmasın..
Bu konuyla ilgili paylaşımı geç yapmamın nedeni, özel olarak medyayı takip ediyor olmamdı. Saygıdeğer Dündar’ın röportajları ve haberlerini takip etmem oldukça da eğiticiydi benim için doğrusu. Bir taraftan “benim Atatürk’üm onun Atatürk’ü değil” diyenler, >>>
Başından beri salt başarılı gençlerle yapılan röportajlarla sınırlı kalmadık, genç kalemlerin köşe yazılarını yayınladık, 1. Genç Köşe yarışmasını düzenledik, facebook grubumuzla önemli haberleri/duyuruları paylaştık, çok fazla olmasa da genç arkadaşlarımızı meslekdaşlarıyla buluşmalarını sağladık, okuyucuların yardım ve destek isteğine cevap vermeye ve köprü olmaya, ve bu projenin benzerlerinin çıkmasına memnun olarak yardımcı olmaya çalıştık.. vs.vs.
Medyanın da yavaş yavaş ilgiyle takip etmeye başladığı web sitemizi entelektüel bir platform yapma uğraşımız meyvelerini vermeye başladı. Prestijli firma ve kurumlarla, okul yetkilileriyle yazışır olduk. Teklifler almaya başladık. Daha fazla sosyal sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışmanın onurunu yaşamanın arefesinde olduğumuzu >>>
İyi ve kötü… Dikkat ettiniz mi, herhangi bir şeyi değerlendirirken bu iki sıfatı ne kadar da çok kullanıyoruz. Aslında iyi ve kötünün de kişiden kişiye değişiklik göstereceğini biliyoruz. Ama buna rağmen içten içe bize iyi veya kötü gelen bir şeyin, herkes için de öyle olmasını bekler gibiyiz. Bunları bugüne kadarki gözlemlerime dayanarak söylüyorum.
Üniversitelerdeki bölümler hakkında da bu tarz değerlendirmelerde bulunanlara sıkça rastlıyorum. Efendim şu bölüm iyiymiş de bu bölüm kötüymüş. Peki, neye göre? Daha da önemlisi ‘kime’ göre? >>>