Abdulbaki Yavuz 23 yaşında. Üniversite 4. sınıf olmasına rağmen birçok kısa filmleriyle isminden söz ettirdi. Son kısa filmi “Bir Kaplumbağa ve Tavşan Hikayesi” ile Altın Portakal’a aday oldu. 30′lu yaşlarda yönetmenlerin katıldığını belirtirsek bu festivale katılan en genç yönetmenlerden unvanına sahip olduğunu ekleyebiliriz. Doğrusu Abdulbaki hayallerinin peşinden koşarak başarısını da beraberinde getirmiş. Birçok akranına göre de yılmadan, sıkıntılara göğüs gererek çalışmalarının karşılığını görmeyi yeğliyor. Dobralığına ve içtenliğine tanık olmak benim için ayrı bir öneme sahip. Bu sebeple kendisini tanıdığım için çok mutlu olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim. Bundan sonraki başarılarının artarak devam edeceğinden ise şüphem yok. Zira Abdulbaki hayallerinin peşini hiç bırakmamaya niyetli…
Öncelikle Başarılı Gençler okuyucularına Abdulbaki Yavuz’u tanıtabilir misin?
7 Şubat 1985 Sivas’ta doğumluyum. İlköğretim ve liseyi İstanbul’da tamamladım. İlk kısa film denememi lise son sınıfta gerçekleştirdim. Üniversiteye hazırlandığım sırada çeşitli ajanslarda kamera ve kurgu asistanlığı yaptım. 2004 yılında Sinema-TV bölümünü kazandım. 2005 yazında “Anne ya da Leyla” isimli sinema filminde ise reji asistanlığı yaptım. Üniversite birinci sınıfta ise 4 kısa film denemesinde bulundum. >>>
Tek bir fenomen üzerinde durmak istiyorum. O da: Kayıtsızlık. Doğrusu meseleye geniş perspektiften bakılması lâzım, zira bu konuda sığ kalıplı düşüncelere kapılmak soruyu yanlış çözümlemeye neden olacaktır. Hemen konuya dönüyor şu kritik soruyu soruyorum: Gençlerimiz kayıtsız mı?!
Evet bu soruya nasıl yorum getireceğinizi merak ediyorum inanın. Benim naçizane yorumum şöyle: Her genç kayıtlıdır, aynı zamanda kayıtsızdır; fakat neye kayıtlı olduğu önemlidir.
Bu bağlamda, nelere kayıtlı olduğumuz konusunda ise iyimser değilim maalesef. Zira kolaycılığa kaçan genç nesil boş şeylere daha fazla ilgi gösterdiğini düşünüyorum. >>>
Şu bir gerçektir ki; çoğu iş eğlenceli değildir. Hatta işinin çok sıkıcı olduğunu söyleyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar fazla. Çeşitli sebepler sıralanabilir bunun için; fakat bir netice vardır: Acı çektirmesi. Bazıları için ise, işleri tam bir eğlencelik. Örneğin; eğlence sektöründe çalışanlar eğlendirirken eğleniyor, eğlenirken işini icra ediyorsun. Tabii her işin kendine has sıkıntılarının olduğunu unutmamak gerekiyor.
Türkiye’de yeni bir eğlence kültürü oluşturmaya çalışan bir organizasyon şirketi var: M3 Works. Şirketin kurucusu olan Erdem Genç makine mühendisliği mezunu olmasına rağmen farklı bir sektöre dalmış tabiri caizse. Henüz 25 yaşında ve 3 şirketin ortağı olan Erdem büyük bir girişimciliğiyle genç nesile örnek teşkil ediyor bana göre. Kendisinin hareketli bir sektöre daha da hareket kazandıracağından eminim. Şirketlere sağladığı sunumlarıyla şimdiden prestijli bir şirket olduğu söylenebilir. Tanımaktan çok memnun olduğum Erdem’e buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyor, başarılarının devamını diliyorum…
Öncelikle Erdem Genç’i tanıtır mısın Başarılı Gençler okuyucularına?
1983 İstanbul doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunuyum ve Anadolu Üniversitesi AÖF Halkla İlişkiler de bu sene bitiyor. M3 Works Kurumsal Organizasyon şirketi ortağıyım. Derin ve Soul Shred gruplarında vokal yapıyor, biraz bas gitar, >>>
Üniversite hayatımızla bölümümüze dair bilgiler öğreniyor, farklı yüzlerle tanışıyor, akademik deneyime sahip hocalarla birlikte olma şansı yakalıyor ve sonucunda diploma alıp rütbe(!) kazanıyoruz… Diplomanın kazandırdığı rütbe ise bize; asgari ücretle kesin olarak bir yerde işe girmemizi sağlıyor. (büyük olay!!!) Veya biraz daha nüfuzlu bir bölümden mezunsak belki 1,5-2 bin lira maaşla başlıyoruz… Hadi diyelim ki başlangıçta bir sorun yok, nasıl olsa herkes düşük ücretle başlıyor, devamında nereye götürüyor bizi diploma? Bütün iksiri bu mu? Evet! Her taraftan baskı altında kalmış, hayat gayesi olarak diploma almayı benimsemiş bir öğrencinin üniversiteden kazanacağı en büyük şey; 3-5 kuruş daha fazla maaş ile işe girebilmesi… >>>
Ülkemizde dergi yayını sürdürmek kolay iş değil. Özellikle muhteviyatı edebiyat olunca iş o kadar zorlaşıyor ki… Arz talep teorisine girerek konuyu edebiyatın dairesinden çıkarmak istemiyorum. Neden gençlerin edebiyata ilgisi yok bilemiyorum; fakat “sevdirebilme sendromunu” yaşadığımız bir gerçek. Suçluları teşhir etmeye de gerek duymuyorum edebiyat aşkına… Ama çok şükür genç dimağlar için bu misyonu üstlenen bir dergi var: Adı Yok. Naçizane sorumluğumla, dergiye uzun yıllar emektarlıktan sonra derginin editörlüğünü üstlenen Ezgi Harmancı ile röportaj yapayım istedim. Sevgili Ezgi 21 yaşında ve gençlik ve edebiyat dergisi olan Adı Yok’a gerçekten gönül vermiş bir genç. Sorumluluğun bilincinde ve entelektüel. Aradan çekilmeden, sevgili Ezgi ve ekibine böylesine şirin edebiyat dergisi ile tüm gençlere kapı araladıkları için çok teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.
Başarılı Gençler okuyucuları için Ezgi Harmancı’yı tanıtır mısın? Kendini nasıl birisi olarak görüyorsun?
1987 yılında doğdum, Sakarya’da büyüdüm. Üniversiteyi kazanana kadar orada yaşadım ailemle. Şu an Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyorum. Hukuk dernekleri ve edebiyat kulübümüz arasında bir denge kurdum. Yazıyorum bunun dışında >>>
İç içe bir sürü sistemin içerisinde yaşıyoruz. Okuldur, iş hayatıdır, ailedir… Hepsinde de belli unsurlar yer almakta ve her bir sistem belli bir amaca hizmet etmek için oluşturulmuş. Tüm bu yapılar ise daha büyük bir kuvvet tarafından oluşturulmuş ekosistem, güneş sistemi ve galaksiler sistemi içerisinde var oluşunu ortaya koyabilmekte. Başarı denilen kavramı hayata geçirmemiz için “büyük gücün” ana sisteminden başlayarak, sonradan oluşturulmuş olan tüm sistemlerin var oluş amaçlarına hakim olabilmemiz gerekiyor. O halde, başarılı olmak için yapmamız gereken şeyleri sıralarsak:
1) İçinde yaşadığımız her bir sistemi mercek altına almak. Bu sistemlerin kuruluş amaçlarını, işleyiş kurallarını ve sistem içerisindeki >>>