Bir dergi düşünün. Gençlerin emek vererek çıkardığı bu dergi içerik anlamında kurumsal dergilerden eksik kalan tarafı olmasın. Hatta açık söyleyeyim; yayın politikasıyla “siz dergicilik mi yapıyorsunuz” desin rakip dergilere. Son sayısında en ünlü ve prestijli 30 kişiyle röportaj yapsın. Ve bunun yanında mizanpajı ve baskı kalitesiyle de şaşırtsın herkesi. v.b. Evet bu söz konusu dergi One Dergisi. İlk sayısını incelediğim an yüksek kalite anlayışıyla dumura uğradığımı ve ikinci sayısındaki 30 röportajıyla ise şimşekleriyle beni çarptıklarını söylemeliyim. İnanın röportaj yapmanın zorluğunu bildiğim için hemen ‘maşallah’ dedim bu başarılı dergi ekibine. Tabii derginin yeni imtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni olan Ömer Üner’in vizyonu ve kalite anlayışının birinci derece etkili olduğunu düşünüyorum. Kendisinin edebi dilinin takipçisi olduğumu ve entelektüel kimliğinin ben de hayranlık uyandırdığını bahsetmeden geçemeyeceğim. Evet, şimdi röportaj verme sırası onda..
(Ufak bir not: İki sayısını da dergiden talep edin(ücretsizdir) ve inceleyin derim.)
Başarılı Gençler okuyucularına Ömer Üner’i kısaca tanıtabilir misin?
Genlerim 80’li yıllarda Antalya’da kotarılmış ama Antalya’yı ikliminden ötürü olsa gerek pek sevmem. Bu yüzden nerelisin sorusuna çoklukla İstanbulluyum yanıtını veriyorum. Çünkü 10 yıldır bu akla sezâ kentin havasını, suyunu sömürüyorum. Kaousundan, estetiğinden, gelmişinden geçmişinden, aydınlığından karanlığından besleniyorum. İstanbul’a bir gönül borcum var. Bunu da olur olmaz yerde-şimdi yaptığım gibi-reklamını yaparak ödemeye çalışıyorum.
27 yaşındayım ve 15 yaşımdan bu yana üniversite öğrencisiyim. Gaziantep, İstanbul, Doğuş, TOBB Etu ve Koç üniversitelerinde İktisat, Türk Dili ve Edebiyatı, Uluslararası İlişkiler, Tarih, Arkeoloji ve Sanat Tarihi, Endüstri Mühendisliği gibi bölümlerde okudum, okumaya devam ediyorum. Mezuniyet fobim var. Bu yüzden hiçbirinden mezun olamadım. Yakın gelecekte mezuniyet partisi neonları görünmese de Milenyumun ikinci 10 yılı içinde bir diploma sahibi olmak istiyorum. İçimde ukde kaldı.
Ayrıca uzun süredir süregelen bir iş hayatım da var. Tekstil ve reklamcılık sektörlerinde farklı pozisyonlarda çalıştım. Metin yazarlığı ve redaktörlük yaptım. Kısa film senaryoları yazıyorum belirli olmayan aralıklarla. Ayrıca yaşamı anlama, algılama ve anlatma enstrümanlarımdan biri olan şiir olmazsa olmazım. Son 10 yıldır şiir ve düz yazılarım Varlık, Patika, Mortaka, Budala, Yazılıkaya, Şair Çıkmazı, Türk Edebiyatı gibi dergilerde yayınlanmaktadır. Ayrıca YKY’nin 2006 şiir antolojisinde yer aldım.
Hayatımı daha reel bir zemine oturtmak ve bohemden kurtulmak adına biraz da, ekonomik dengeler ve sosyal yaşamla sarmal ilişkileri olan One Dergisi’nin yayıncılığına ve genel yayın yönetmeliğine soyundum.
One Dergisi’nin çıkış öyküsünü öğrenebilir miyiz? Misyonunuzu nasıl konumlandırdınız?
Aslında gayet sıradan bir çıkış öyküsü… Öteden beri bir dergi çıkarma hayali içinde olan Ömer Nart Epistula isimli kariyer ve gençlik eksenli bir dergi çıkarmak için kolları sıvamıştı. Epistula’nın ilk sayısının grafikleri bitme aşamasındayken Ömer Nart bana editörlük önerdi. Eteklerim zil çala çala kabul ettim, zira yılların ukdesidir içimde dergicilik. Sonrasında hummalı bir çalışma sürecine girdik ve Epistula yayınlandı. Tepkiler hiç de fena değildi. Sonuçta bir avuç öğrencinin çıkardığı bir dergiydi ve gayet tabii öğrencilere bahşedilen o ‘elastikiyyet’ ten de nasibini aldı. Daha da güdülenmiş bir halde ikinci sayı çalışmalarına başladığımız günlerde aramıza yeni katılan Cem Gerşon’un önerisiyle derginin ismini ’One’ olarak değiştirdik. Epistula bir sanat ve edebiyat dergisi için ideal bir isimdi belki ama bir gençlik dergisi için yeterince dinamik ve akılda kalıcı bir isim değildi. Telaffuzundaki zorluk ise başlı başına bir sorundu. Temmuz başlarına kadar uzanan yorucu bir çalışmadan sonra One’ın ilk sayısını yayınladık. Bu sayı özellikle röportajlarıyla çok ilgi topladı. Özellikle yeni çıkaracağı gazete ilgiyle beklenen ve o günlerde Humeyni tartışmalarının odağındaki isim olan Fatih Altaylı’yla yaptığımız röportaja medyada ve birçok haber portalında atıflar yapıldı.
Araya yaz döneminin girmesi zamanlama açısından bizi biraz zor durumda bırakmıştı. Sektöre daha efektif bir giriş yapabilmek adına, dergiyle ilgili oluşabilecek olumsuz imajı da göze alarak biraz ara vermeye karar verdik. Bu arada derginin imtiyaz sahibi Ömer Nart ve yönetimdeki diğer arkadaşlar diğer meşguliyetleri nedeniyle dergideki aktif görevlerini bıraktılar. Ekip önemli ölçüde yenilendi ve yolumuza devam ettik. Kasım’ın ilk günlerinde yeni sayı yayınlandı. Tabii eski ekibin derginin bu noktaya gelmesindeki emeklerini göz ardı edemem. Hepsine gönül borcum var.
Kasım sayısı yine röportajlarıyla öne çıktı. Farklı çevrelerden çoğu enternasyonal üne sahip tam 30 röportaj… Aslında daha fazlaydı ama derginin sayfa sayısı itibariyle giderek ansiklopedi formatına evrildiğini fark edince hepsini yayınlamadık.
Derginin misyonuna gelince, gençliği iş dünyasıyla aynı iş yemeğinde buluşturmak ve hesabı patronlara kesmek istiyoruz. One’ın ücretsiz dağıtılmasının nedenlerinden biri de budur.
İlk sayınızda ünlü ve başarılı olan 14, ikinci sayınızda ise 30 kişiyle yaptığınız röportajları görünce şaşırdım. Bu nasıl bir ekip çalışması böyle! Şu an ki başarınızın en önemli kriteri bu olsa gerek.
Bu tür dergiler içerik anlamında iki ana damardan beslenirler: Haber ve röportaj. Eğri oturup doğru konuşayım. Profesyonel dergilerle baş edebilecek bir haber servisimiz henüz yok. Ama bir şekilde piyasada yer edinmek ve her anlamda ‘şimşekleri üzerimize çekmek’ istiyorduk. Bunu da röportajlarla yapmaya karar verdik. Bir dergide ortalama 5-6 en fazla 10 röportaj olur. Biz bunu bu sayıda 30’a çıkardık. Bunun bir nedeni daha var. Gençlerin bir dergide en fazla ilgi gösterdiği şeyin röportajlar olduğunu fark ettik. Bir gün sahip olmak istedikleri yaşam profillerini okumak, bazı kişisel ve profesyonel detayları öğrenmek istiyorlar, istiyoruz. Senin de bildiğin gibi İbrahim, röportaj yapmak emek ve yoğun çalışma gerektiren bir iş. Göründüğü kadar kolay değil. Randevu almaktan ses kaydının çözümlenmesine kadar uzanan bir dizi işlemin sabırla yapılmasını gerektiriyor. Sorunda da belirttiğin gibi ortada bir başarı varsa bunu önemli ölçüde yaptığımız röportajlara borçluyuz.
One Dergisinin içerik, mizanpaj ve baskısı ile piyasadaki dergilerden daha kaliteli olduğunu düşünüyorum. Bu da ciddi bir finansman gerektiriyor olmalı. Bunu nasıl sağlıyorsunuz?
Türkiye’de bir derginin kalitesinden ödün vermeden ticari bir meta haline gelmesi kolay değil. Uzunca bir süre ticari kaygılar içinde olmamanız gerekiyor. Bununla birlikte elbette bir döner sermaye oluşması gerekiyor sürekliliği sağlamak adına. Epistula ve One’ın ilk sayıları Ömer Nart’ın katkılarıyla çıktı. İkinci sayıda ise reklam gelirleri olmakla birlikte önemli ölçüde yine kendi olanaklarımızı kullandık. Ama bundan sonraki sayılarda profesyonel reklamcılık geçmişi olan bir arkadaşımızla çalışacağız. Bundan böyle gerekli finansmanı bulmakta zorluk çekmeyeceğimize inanıyorum. Çünkü sponsorların ilgisini çekecek reklam değeri yüksek somut bir proje var artık elimizde.
Genel itibariyle kaliteli içerikli olan dergilerin pek ömrü olmuyor. Aylık süreli yayın olunca çok daha zor oluyor devamlılığı sürdürmek. Derginizin aylık olarak devam edeceğini düşünüyor musun Ömer?
Evet, maalesef böyle bir paradoks var dergicilik sektöründe. Çok kaliteli içeriğe sahip oldukları halde finansal sürekliliklerini sağlayamadıkları için yayın hayatını bitirmek zorunda kalan yüzlerce dergi var yakın tarihimizde. Bu biraz da Türkiye’nin sosyoekonomik parametreleriyle açıklanabilecek bir olgu.
‘Güzel ve yalnız ülkemizde’ başarıya endeksli her projenin bir parça popülizm sosuna ihtiyaç duyması da yine aynı olguyla açıklanabilir. İtiraf ediyorum: Onca önemli ve saygın röportaj arasından popüler kültürün vazgeçilmezlerinden güzel ve sarışın Ayşe Arman’ı 2. sayımızda kapağa taşımamız da aynı popülist kaygının bir ürünü.
Potansiyeli olan; ama henüz yeterince gelişememiş ülkelerde salt ‘kalite’ başarılı olmak için yeterli bir unsur değil. Başka etkenleri de dikkate almanız gerekiyor. Belki o çok kaliteli içeriğe sahip oldukları halde sürekli olamayan dergilerin açmazı budur: popülizm–kalite dengesi. One Dergisi olarak bu dengeyi olabildiğince gözetmeye çalışacağız. Dergi 1 Ocak’ta yayınlanacak 3. sayıdan itibaren aylık periyoda dönecek ve sonraki sayılar her ayın 1’inde yayınlanacaktır.
“Para alacağına canımı al” anlayışına istinaden şunu sormak istiyorum: Neden e-dergi olarak çıkarmadınız One Dergisi’ni? Basılı dergi ile e-dergi kıyaslamasını yaparsan neler söyleyebilirsin?
Bu tereddüdü biz de kendi içimizde yaşadık. Basılı dergiyi devam ettirmenin finansal açıdan zorlukları, internet teknolojisinin akıl almaz seyri aklımızı çelmedi değil. Ama ilk sayıyı elimize aldığımız o ilk anda ben kendi adıma kararımı verdim: bu dergi kesinlikle basılı olarak devam etmeli. İşin doğrusu ben internet kültürünü insanoğlunun arkaik dönemlerindeki şifahi kültüre benzetiyorum. Bir garip kısır döngü içine girmek üzereyiz. Uygarlıkların gerçek anlamda inkişaf etmesinin miladı bence insanoğlunun kağıdı bulması ve bu kağıt üzerine bir şeyler yazmaya karar vermesidir. Yani ne zaman yazı ve kağıt girdi hayatımıza, o zaman gerçek anlamda uygar bir yaratık olduk. Bütün o görkemli medeniyetlerin, kültürlerin temelinde kağıdın o anlatılmaz kokusu vardır. Şimdiyse insanoğlu bu kokuyu hayatından çıkarmaya karar verdi. Hayattaki bütün güzel şeylerin sanal muadilleri türemeye başladı internet teknolojisi sayesinde. Bu bir yandan hayatımızı kolaylaştırıyor gibi görünse de bilgi kirlenmesini, izolasyonu, bireyciliği ve nihayet mutsuzluğu beraberinde getirdi. Hayatı metalik tınılardan ve sanal kimliklerden ibaret mutsuz kentli yığınlar oluşmaya başladı. Konuyu biraz saptırdığımın ve dramatize ettiğimin farkındayım; ama kanımca günümüz gençliğinin en önemli sorunlarından biri bu! Kağıt kokusunu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Basılı dergideki ısrarımın nedenlerinden biri de budur. Bundan 50 yıl sonra One Dergisi’nin bir sayısını internette bir bilgi anaforu içinde bulmaya çalışmaktansa bir sahafın tozlu raflarında tesadüfen bulmayı yeğlerim.
“Bizimle olmak isteyen gençler, derginin genel yayın yönetmeni bile olabilir.” diyerek gençlere çağrıda bulundun ilk editör yazında. Posizyonunu teslim etmeye hazırsın yani. Nedir bu kadar açık olmanızın sebebi?
İnteraktif bir gençlik platformu olma iddiasındayız. İnteraktif olmanın gereği de budur. İşini iyi yapan, yapmak isteyen her gence kapımız sonuna kadar açık. Örneğin bu ara editör arıyorum. Dergi içeriğini yönetebilecek, bu konuda istekli arkadaşların bana ulaşmalarını rica ediyorum.
Türkiye’de gençliğin kendilerini herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın ifade edebilecekleri mecralar yok denecek kadar az. Gerçi internette bu anlamda çok fazla platform var ama basılı medyada hemen hemen hiç yok. Radikal gazetesinin eki Radikal Genç vardı; ama o da kriz nedeniyle yayın hayatını bitirdi.
One Dergisi’nde yazmak, bölüm editörlükleri yapmak, röportaj ekiplerine katılmak ve hatta yönetim kurulunda yer almak isteyen herkesi aramızda görmek istiyoruz. İki kriterimiz var: liyakat ve çaba.
Her ne kadar isminizin teleffuzu, karara varmış olmasanız da “one” yerine “van” olacağına inanıyorum. Neden böyle bir ingilizce tutkusu var dergi mecrasında?
Bu tür salvolardan kurtulmak için kesin bir karar vermedik aslında.:) Dergilerde İngilizce tutkusunun olduğu doğrudur. Ne yazık ki biz de aynı tufaya düştük.:) Bunun İngilizcenin dünyanın ortak iletişim dili olmasıyla ilgisi var. Artık hemen her proje evrensel olma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Hal böyle olunca da ortak iletişim dilini görmezden gelemiyorsunuz. Biz tercihi okurlara bıraktık. İngilizce söylenişi benimseyenler çoğunlukta ama Türkçe olarak telaffuz edenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çok. Türkçe söylenişi zaman zaman esprilere konu olsa da sanırım bu konuda kesin bir yargıya varmaktan bir süre daha kaçınacağız. Hangi söyleniş biçimi baskın olursa o şekilde devam edeceğiz.
One Dergisi’nin hedeflerini paylaşabilir misin? Çeşitli platformlarda projeleriniz olacak mı?
Simgesel hedefimiz 100 bin okur. Hayata ve kariyerine odaklanmış gençliğin kalbinde özel bir yer edinmeyi amaçlıyoruz. İş dünyasıyla gençliği buluşturma temelinde birçok projenin ve eş çalışmanın içinde yer alacağız.
Çeşitli dergilerde şiir ve yazıların yer alıyor. Gençlerimizin halini bu bağlamda özetlersek neler diyebilirsin?
İnsanın kendi iç dünyasıyla iletişim kurma yollarından biridir yazmak. En çok yazarken kendinize yaklaşırsınız. Modern dünyada gençliği kendi iç dünyasından, iç sesinden uzaklaştıracak, kendine yabancılaştıracak o kadar çok cazibe merkezi var ki! O yüzden yazmak, daha çok yazmak lazım.
Yaşadıklarından aldığın verilere göre genel anlamda genç arkadaşlarımıza ne gibi tavsiye ve önerilerde bulunursun?
Çok klişe olacak biliyorum ama hayat uzun bir maraton. Bakmayın ‘hayat kısa’ mavallarına. Zaman çok boyutlu ve izafi bir kavramdır. Ne yapar eder bir güne bir ömür sığdırabilirsiniz. Evet hayat uzun bir maraton; ama şundan özellikle kaçınmak lazım. Çoğumuz gençliğin verdiği dinamizm ve coşkuyla herkesin koşmaya çabaladığı bu koşu pistinde sırıkla uzun atlama yapmaya çalışıyoruz. Bazen şahane atlayışlar da yapmıyor değiliz. Birçok kişiyi geride bırakıyoruz; ama enerjimiz kalmıyor sonraki atlayışlara. Oysa maraton tekniğine uymak gerekiyor hedefe ulaşabilmek için. Enerjimizi kontrollü harcamak, zaman zaman hızlanmak ve yavaşlamak gerekiyor. Nazım Hikmet’in çarpıcı ifadesiyle hayatı büyük bir ciddiyetle ama tadını da çıkararak yaşamak gerekiyor. Hedefin kendisi değil; hedefe ulaşmak için yaptıklarımızdır hayat. Bu yüzden yaşamın her anını aynı derecede önemsemek yapılası en iyi iş olsa gerek.
Ömer son olarak eklemek istediklerini alabilir miyim?
Aklın yolu birdir söylemine oldum olası inanmam. Aklın yolu milyon tanedir. Her yol ayrı bir yorumdur. Her yorum da özle bağını çoktan koparmış, bağımsız bir mecradır. Başarı için de aynı şey geçerli. Gençliğe dayatılmaya çalışılan bazı başarı standartları, kabulleri ve şablonları var. Bunlara çok prim vermemekte yarar var. Başarı bazen ters taklalar atmaktır, atamazsan bile dünyayı tersten görürsün; akıntıya su çekmektir, yol alamazsan bile kasların gelişir. Tek tip bir başarı modelinde uzlaşmak bir ulusun gençliği için çok tehlikelidir. Bu başarı modeline ulaşamayan milyonlarca genç kendilerini dışlanmış ve başarısız hissederler ve yaşama tutunmak için tehlikeli alternatiflere yönelirler. Yani başarı standardizasyonunu iyi bir üniversite+yüksek maaşlı bir iş+yirmi beşinde evlilik ve erken emeklilik ekseninde sabitlemek gençliğe yapılacak en büyük kötülüktür. Ülkenin ekonomik koşulları zaten böylesi bir başarı modeli için çok elverişli değil. Bu yüzden Başarılı Gençler oluşumunu çok anlamlı buluyorum. Alternatif başarı modellerini aynı kertede önemseyen ve önceleyen bir çizgisi var.
One Dergisi’nin web sitesi: www.onedergisi.com
Röportaj: İbrahim Eryiğit
Efendim öncelikle böyle röportaj ağırlıklı farklı bir dergiciliğe imza atanları, ayrıca kıymetli zamanlarını röportaj için ayıran değerli işadamı, sanatçı ve yazarları tebrik ediyor teşekkürü borç biliyorum. ayrıca dergiyi de henüz almadım ve okumadım fakat anlatılanlardan anlıyoruz ki ağırlık röportajda. fakat fazla röportaj inşallah okurları sıkmaz aslında bizler için bulunmaz bir nimet arkadaşlar gerçekten röportaj yapmak kolay iş değil. ben de az çok medya sektörüne yakın birisi olarak bunu bilenlerdenim. Her şeye rağmen tüm ekibi baştan sona kadar tebrik ediyor bize de vazife düşüyorsa özellikle röportaj ile ilgili elimizden geleni yapmaya hazırız. tekrar tebrik ve teşekkürler…
Çok güzel bir röportaj. Tebrik ederiz dergi ekibine. Ücretsiz olmasına sevindim. :))
ömer üner’e hayran kaldım…çokta kıskandım doğrusu…bizler üniversitede bir bölümü bitirirken bile kendi deyimimizle eziyet çekiyoruz genç olduğumuzun farkına varamıyoruz çoğu zaman…insanın kendini bilmesi ve sınırlarını her geçen gün genişletmesi diye ben buna derim işte…tebrikler
edebiyatla uğraştığı ne kadar belli.. şiir gibi konuşuyor maşallah.. dergisine girmek isterim şahsen..
Tebrikler
köklü dergilerin bile karşılarında gittikçe büyüyen bir sorun olrak duran dağıtım sorunu varken one dergisinin ısrarla ayakta durmaya çalışması dikkate değer. one dergisini de başarlı gençler sitesini de farklı kılan ortak nokta ise yaptıları röportajlar ikisininin de yolu açık olsun.
ömer üner süper bi insan gerçekten, hep bişeyler üretiyor. ülkenin geleceğinde aktif rol oynayacağı kanaatindeyim.
ben ömer üner’in ilkokulda okuyan kardeşiyim. abimi çok seviyorum. ona başarılar.
boyle azimli ve caliskan biriyle calismak isterim.
selamlar; valla öncelikle tebrik ediyorum. ömer beydeki cesaret mükemmel, entelektüelliği tartışılmaz. ayrıca hayatının gidişatı sınırları çizilmemiş bir kara parçası gibi. o, nerde durursa sınırları orası olacak. keşke hepimiz birazcık ömer bey gibi olabilsek. farklılıklar her zaman kaliteyi artırır. ülkemiz uçar gider. kardeşim başarılarının devamını diliyorum.
one dergisi ekibini tebrik ediyor ve başarılarının devamı diliyorum…
maşallah …gerçekten çok başarılı…5 üniversite dile kolayy hatta zor :) başarılarının devamını diliyoruz koç’ olarak…
Ömer Üner yani :):) yolun açık olsun…..
Röportajları ibrahim bey son derece içten ve güzel yapıyor tebrik ediyoruz.
Ama birkaç noktaya temas etmek istiyorum. öncelikle 5 üniversitede 5 farklı bölüm okumak ve bitirememek bir başarı değil, kesinlikle başarısızlıktır.
Ne istediğini bilmemektir, aç gözlülüktür. Bunu başarı olarak adlandıramayız. Başarıda istikrar çok önemlidir. Aynı zamanda istikrarsızlık ve dikişi tutturamamaktır.
Dergi çıkarmak çok zor iş bu alanda çaba takdire şayan … Ama one dergisinin başarısını görmek için birkaç sayısını da daha görmemiz gerekir. o zamanda ayakta kalıp kalmayacağını göreceğiz.
Son not ibrahim bey’e. siteyi sürekli takip ediyorum. her röportajı heyecanla okuyorum. ama röportajlar ilk çizgisini kaybetti gibi… Biraz daha özel olsa ve özel konuklar olsa… ünlü değil özel…
her öykü başarı öyküsü değildir…
selamlar: yayımladığınız dergilerin hepsi elime geçti. okudum inceledim. derginizi okurken genç yeteneklerin neler yapabildiklerini gördüm. kendimde olağan fitilin ateşlendiğini söyleyebilirim. dergilerinizin devamını diliyorum.
suat beye katılmıyorum. 5 üniversitede 5 bölüm okumak ve bitir(e)memek alternatif bir başarı biçimidir. ne istediğini pekala bilmektir. klasik mantığın ve kronolojinin dışına çıkmayı tercih etmiş ömer bey. piyasada bir üniversiteyi güç bela bitirip yıllardır işsiz gezen, ve daha kötüsü hemen hiç birşeyi tam bilmeyen, girişimcilikten zerre kadar nasibini alamamış üniversite mezunları dururken ömer üner’in böylesi bir yolu tercih etmesi bence çok sıradışı bir başarıdır.
dergi konusunda ise son sayısını henüz görmeme rağmen şunu rahatlıkla söylebilirm ki bu ölçekte bir dergiyi herhangi bir kurum desteği olmaksızın üstelik böyle bir kriz ortamında çıkarmak çok büyük bir başarıdır.
röportaj için daha öncesinde ettiğim gibi yine İbrahim’e teşekkürler. gerçekten de şiir gibi bir röportaj okumamızı sağladı ömer üner. öncelikle dilini tebrik etmek lazım. one dergisi editörü ömer üner’i her açıdan başarılı buluyorum. başarılı olmak veya olamamak burada biraz göreceli olmakla beraber şunu da belirteyim. bahsi geçen 5 üniversite ve 7 farklı bölümü tecrübe etmek üniversite bitirme ve diploma alma, hayata hemencik atılma hedefine yönelik de ömer üner bunu beceremediyse bu başarısızlıktır. ömer üner’i biraz daha yakinen tanıdığım için belirteyim. bu 5 üniversite ve 7 farklı bölümü ömer üner hiç bir zaman bitirme amacına yönelik çalışmamaştır. ama bir şekilde öğrenciliği sürdürmek ve bu süreç içerisinde hayatı farklı tonları ile daha bir tanımaktır. bu yönüyle diyebiliriz ki ömer üner bu amacında, yani hayatı birçok yönü ile tanıma amacı ile sosyoloji okumasa da başarılı bir sosyologtur aslında. ve bunun meyvelerini şu an elini uzattığı medya sektöründe toplayabilmektedir ki kanaatim ömer’in medya da kanaat önderlerinden olacağı ve bu amacına ulaşacağıdır. neden hep başarıyı olağan olanda, klasikte arıyoruz. bence tarihin en başarılı insanları biraz ayarsızlık, biraz anarşistlik biraz çılgınlıkla edinmişlerdir edineceğini. üner’in hep varolacağına ve yükseleceğine inancım sonsuz. başarılarının devamını diliyorum.
söylemeye çalıştığım şeylere selim bey güzel bir açılım getirmiş:) teşekkürler…
bu arada son sayıyı mutlaka edinmek istiyorum….
suat beye ve selim beye kısmen katılıyorum başarının ilk koşulu istikrardır sabırsızlık düzensizlik başarıyı getirdi görünse bile özünde yanılsamadır.ömer abiye diyecek yok o kendini yetiştirmiş biri bu bağlamda mezun olma kıstası aranmamalı çünkü biliyoruz bazı mezun olanların nelerle uğraştığını sadece yüzde 40 mız kendi mesleğinde çalışırken acaba kaçta kaçımız mesleğimizden memnun.kısaca bazı yüksek dogmaların olduğuna inanıyorum insanoğlu tarihi boyunca kendini bilme arzusundan kurtulamayacaktır işte bu yüksek dogmalarda bir tutunacak halat var mıdır?bunu sormak lazım.o yüzden insanları eleştirirken sınırlarımıza ve eleştirilirken tahammülümüze bakmalıyız ..
müthiş bir dergi olmuş. ellerine sağlık ömer üner ve ekibinin. aralıksız iki saat boyunca okudum dergiyi. günümüzde hangi dergi iki saat okunabiliyor. hem içerik hem görsellik açısından çok güzel bir dergi olmuşş.. tebrikler
çok güzel bir röportaj ÖMER ÜNERİ TEBRİK EDİYORUM GÜZEL BİR İŞE İMZA ATMIŞ
BAŞARILARININ DEVAMINI DİLİYORUM
BİRAZ DA ÜRÜNÜ ÖN PLANA KOYUN KARDEŞİM… :)
ben de çok kıskandım ömer üner’i :))) yakın zamanda dergilere ulaşmaya çalışacağım.
bende bu dergide röportaj hazırladım. suat bey kıskandığı için ömer ünere laf atıyor. kedi ulaşamadığı ciğere mındar dermiş.
SEN SEvmesende antalyadan basarılar…ömer bey.
seni tanımanın verdiği gururla….
saygılar…
başarılar…
omer uner’in basarili bir birey olacagina kanaatim tamdir.kanusmalari cok etkileyici ve icten bir editorun basarisiz olmasi cok zor.
Fahri
köklü ülkemizin genç ve dinamik ve de muharrik yeteneklere sahip heyecanlı ve de sevdalı gençlere ihtiyacı olduğu düşünüyorum. bu vasıflara sahip bir gençliği karşımda görüyor ve mutlu oluyorum. tebrikler…
SUAT BEY SANA SESLENİYORUM
ÖMER ÜNERİN BAŞARISINI KISKANDIĞIN İÇİN BÖYLE YAPIYORSUN DİMİ
AYYYYYYIIIIPPPPPPPPP.
DErgi gerçekten çok dolu. okumakla bitiremiyorsunuz. Boş yazılara fazla yer verilmemiş. Ömer’i biraz tanıdığım için rahatlıkla söyleyebilirim, hayatı frklı yaşama çabasındfa olmuş, hayallerinin peşinden gifen, radikal enteresan bir insaandır.
İnşallah tekrar kendisiyle görüşme imkanına sahip olabiliriz.
bu arada gerçekten çok süper bi dergisi var
hiçbir sayısını kaçırmam
bu keyifli röportaj için emeği geçen herkese teşekkür ederim. şimdi burada ömer üner ve arkadaşları birşeyler üretmeye; gençliğin meselelerine ve hatta hayatın bütününe farklı bir açıdan ışık tutmaya çalışırken… bazı geri kafalı zibidiler de sevgili ömer ağabey üzerinden başarı lakırdıları zırvalıyor. şimdi siz söyleyin, bunlara ne denir? üstad! saygılar.
Ömer kardeşimi öncelikle tebrik etmek istiyorum…Zaten böyle bir başarı yakalayacağı geçmişteki azminden belliydi…ne diyeyim hakkında hayırlısı…
ömer abi başarılarının devamını dilerim