Efe Sıvış: Tüketici gençler kendini çağdaş ilan etmesin!

Kategori:Eğitim, Gazete | Tarih:20/08/08

Ülkemizde gençlerin biraz sesi çıktığı zaman “sen otur yerine” emiri gelir yakınımızdan veya çevreden. Doğrusu tecrübesiz görmeleri kabul edilebilir bir şey; fakat bilgi zenginliğinin ‘kafada’ olduğu kabul edilmek zorunda gurura dokunsa da… İşte bu en gür seslerden biri olarak gördüğüm Hürriyet Gazetesi’nin 22 yaşındaki genç muhabiri Efe Sıvış. Entelektüel birikimiyle parmak ısırtacak makaleleri medyada geniş yankı uyandırdı Efe’nin. Genç yaşında kaleme aldığı siyasi, toplumsal, kültürel, gençlik v.b. yazılarıyla Türkiye’deki çoğu yazara(!) ve fikir adamına(!) taş çıkartıyor bana göre. Birazdan okuyacağınız röportajıyla da geniş ufuklara taşıyarak fikir egzersizi sağlayacağını düşünüyorum. Sözümü bitirmeden önce şunu paylaşamadan edemeyeceğim: Sevgili muhterem Efe Sıvış’ı gençler yakından takip etmeli.

Kısaca kendinden bahseder misin Efe? Nasıl biri olarak tanımlıyorsun Efe Sıvış’ı?
1986 Kanada doğumluyum. Liseyi Amerikan Lisesi’nde okudum, şu an Sabancı Üniversitesi Siyasal ve Toplumsal Bilimler  3. sınıf öğrencisiyim. Türkiye’nin modernleşme öyküsünden, yakın politik tarihimize, AB müzakerelerinden, eğitim sistemine, gündelik siyasete kadar geniş bir yelpazede yazılar yazıyor, Aslı Yurtseven yönetimindeki Hürriyet Gazetesi eğitim sayfası için haberler hazırlıyor, bunun dışında başta Genç Kariyer olmak üzere çeşitli okul dergileri için sosyal yaşam eksenli yazılar yazıyorum. Keza spesifik konularda bazı gazetelerde makalelerim yayınlanıyor. Son dönemde ise, Brüksel merkezli, Euractiv.com.tr haber portalında, AB konulu haberler yazıp, çeviriler yaptım.
Kendisi hakkında konuşmayı hiç beceremeyen biri olarak; temelde, özgürlüğüne aşırı düşkün, yapmacıklığa her zaman çok sinirlenen, ne gerektiğinden fazla iyi niyetli ne de kötü niyetli biri olarak tanımlayabilirim kendimi belki… İlgi alanlarımın çok geniş ve bir o kadar da alakasız olduğunu söyleyebilirim. Aşırı heyecanlı, kanı hızlı akan, sabahları çok erken kalkan biriyim.

Makalelerinle ve hazırladığın dosya konularıyla büyük yankı uyandırdın medyada. Diğer emsallerinden sıyrıldığına göre bu alanda üstün yetenekli olduğunu düşünüyor musun? Bunun yanında ‘medyadan torpilli’ olabileceği yorumlarına ne diyeceksin merak ediyorum?
Önce ikinci soru; bu konuda ben de çok fazla mesaj ve duyum alıyorum. “Kesin birini tanıyordur”, “İşte babası bilmem kimdir” gibi hiçbir zemine oturmayan ithamlarla karşılaşıyorum. Bazı insanlar, kafalarındakilerini ölçüp tartmadan her aklına geleni hapşırıyor. Bense onlara çok basit bir şey soruyorum: “Bana bir tek isim verin.” Şu kişiyi tanıyormuş veya şu kişi elinden tutmuş gibi… Çıt yok! Ben bu işe başlarken bunların başıma geleceği konusunda fikirlerine değer verdiğim kişilerce defalarca uyarıldım. O yüzden biraz da kanıksadım bu durumu. Pozitif veya negatif fark etmez, her zaman bir şeyler söylenecek; biz de yapıcı olan yorumlardan faydalanıp işimize bakacağız. Yoksa böyle şeylerin önünü almak zaten mümkün değil, çok da takılırsanız işinizi yapamaz duruma gelirsiniz. İlk soruya gelince; “ben, emsallerimin arasından sıyrıldım”, “onlardan daha kabiliyetliyim” gibi düşüncelere yaşamımda hiçbir zaman yer vermedim. Çünkü bu düşünce yapısını hep, Türkiye’nin ayağından çıkartıp atması gereken bir pranga olarak gördüm. Hiçbir zaman birileriyle yarış halinde olmadım, hep kendi işime baktım, bu, olduğum her alanda böyleydi. Diğer yandan bu topraklarda yaşayan çoğunluğun kendinden çok, başkasının ne yaptığıyla ilgili olduğunu üzüntüyle izliyorum. “Ayşe’nin kocası son model araba çekmiş gördün mü?”, “ Fatma’nın çocuğu ÖSS’de şu kadar puan tutturmuş duydunuz mu?” gibi sorular tanıdık geliyor mu? İşte maalesef böyle kısır çekişmelerle bu ülke insanı kendine yazık ediyor. Sorunun özüne gelirsek; ben kimseden üstün yetenekli olduğumu düşünmüyorum. Olmadığımı söylemiyorum, böyle bir kıyaslamaya girmeyi daha önce hiç düşünmediğimi ve düşünmeyeceğimi söylüyorum.

Hürriyet Gazetesi’nde çalışman nasıl gerçekleşti peki? Sana olan güveni nasıl sağladın? Bu başka gençlere de örnek olabilir çünkü!
Hürriyet’teki çalışmamdan önce zaten çeşitli okul dergilerinde, gazetelerinde muhabirlik, editörlük yapmıştım, röportajlar yapmıştım, analizler, yazı dizileri hazırlamıştım. Belli bir noktadan sonra ulusal basında, değişik mecralarda yazılarım ve makalelerim yer almaya başladı. Bir gün, Hürriyet Eğitim Editörü Aslı Arda Yurtseven’le bağlantıya geçtim. Öncelikle hazırlamak istediğim yazı dizisinden bahsettim, ve sonrasında beni Hürriyet binasına davet ettiler. Fatih Çekirge’ye ve Aslı Arda Yurtseven’e, şimdiye kadar yaptıklarımı gösterdim, bundan sonra gerçekleştirmek istediklerimi, onlar için yapabileceklerimi anlattım. Tabii her şey bir anda gerçekleşmedi, akşam yatıp sabah kalkıp, ilk yazı dizimi hazırlamaya başlamadım. Tüm bunlar yaklaşık 6 ay sürdü, defalarca askıya alındı, tekrar aktive edildi vs… Olay ana hatlarıyla böyle gelişti. Tabii ki beni böyle bir göreve uygun buldukları için çok mutlu oluyorum. Diğer yandan bugün bazılarının yaratmaya çalıştığı havaya öyle şaşırıyorum ki sanki herkes yıllardır beni bekliyor, ben de bir telefon, “tak” başlamışım… Bundan ancak güzel bir İstanbul Masalı olur. Öyle bir İstanbul varsa söylesinler, biz de gidip görelim.

Türkiye’de siyasi konuda yazılar yazmak biraz cüret istiyor ne yazık ki. Nedir seni bu genç yaşta dürten sebepler?
Küçük yaşlardan beri, çeşitli sebeplerle hep çok farklı kesimlerle iç içe oldum. Muhafazakar havanın hakim olduğu okulların bazılarında eğitim aldım, son derece liberal olarak addedilen ülkelerde kaldım, laikliği ön plana çıkaran çevrelerde uzun seneler geçirdim, her kesimden tanıdıklarım, arkadaşlarım oldu. Zaman geçtikçe, aslında yaratılan, senelerdir süregelen kısır döngülerin Ankara’nın suni tartışmalarından ibaret olduğunu görür duruma geldim. Bizim ülkemiz çok enteresan bir yer. Burada, Atatürk’ün tüm dünyaya örnek olmuş değerlerinden bahsederseniz size katı Kemalist, demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk vurgusu yaparsanız 2. Cumhuriyetçi diyebilirler. Muhafazakarların, geleneksel insanların gerici ilan edilmesine karşı çıkınca yobaz yandaşı, yıllardır üzeri kapanmış, irin haline gelmiş Kürt sorunu hakkında konuşmaya çalıştığınızda bölücü, vatan hainine kadar varan çeşit çeşit etiketlerle yaftalanırsınız. Ben bu tabuları yıkmaya çalışıyorum ve bunu bir parça başardığıma inanıyorum. Çünkü bütün bunların hepsini yapıyorum ve insanlar şaşırıyorlar, ellerindeki hangi damgayı kullanacaklarını bilemiyorlar ve işte orada istediğim şeyi yapmaya başlıyorlar. Damgaları yere bırakıp biraz olsun düşünüyorlar.
Bir gün, laik denilen çevrenin çocuklarının okuduğu bir okulda, muhafazakarlaşma konusunda bir sunum yapmam istendi. Türkiye’de aşılanmış kalıpların dışına çıkabiliyordum, buna yetim vardı. Konuşmamın sonunda, bir Türk ailesinin evine girmeden önce kapının önünde ayakkabılarını çıkarıp evine çoraplarıyla girmesinin, bir İngiliz’in her akşam 5’te çay içmesinin, bir adamın her sabah işe gitmeden önce sektirmeden ayakkabılarını boyamasının, kahvaltı masasına pijamalarıyla değil de kıyafetleriyle oturmasının, bir çiftin her cinsel birleşme öncesi ve sonrası duş almalarının da muhafazakarlık kapsamına sokulabileceğini, belli bir değeri konserve etmenin aslında bu olduğunu söyledim, meseleyi türban odağından çekip çıkarmak istedim. Kalabalık suratıma bakıyordu. Alkış kıyamet… Belki hiç bu açıdan düşünmemişlerdi. Halbuki kendilerinin de muhafazakar tarafları vardı.

‘Modernite ve Milenyum Kuşağı Üzerine’ adlı makalende “Çağdaş seviyede hiçbir üretim söz konusu değilse ne yapılırsa yapılsın modern olunmaz, ancak komik bir özenti sayılabilinir.” dedin. Gençlerimizin durumunu ortaya atarsak bu bağlamda…
Bugün Türkiye’de küçük ama göz önünde genç bir kitle, moderniteye tüketim kalıpları üzerinden bakıyor. Çağdaşlık kavramı anlamından çok saptırıldı. Hep semboller üzerinden gidiliyor, derinliksiz, sığ bir yaklaşım var. Ben genç arkadaşlarımı hiçbir zaman siyasetle ilgilenmemekle, apolitik olmakla suçlamadım mesela. Herkes günlük siyasi akışı takip etmek zorunda değildir bana göre, iktidar partisi veya ana muhalefet partisi birinin çok da umurunda olmayabilir… Esas eleştirdiğim nokta bir gencin, yalnız batılı tarzda bir tüketim modelini benimseyerek kendini çağdaş ilan etmesidir. Bu aklınıza gelen herhangi bir şey olabilir. Örnek vereyim, Cuma-Cumartesi günleri, arkadaşlarıyla Kuruçeşme Sahil Yolundaki kulüplere gidip, damla şeklindeki gözlükleri takıp, dj’lerin çaldıkları son model parçalarla sabahlara kadar dans eden bir grup, üniversiteden, doğru düzgün bir sunum hazırlamayı bile öğrenmeden mezun olabiliyor. Diğer yandan Anadolu’dan İstanbul’a okumaya gelmiş bir erkek çocuğu düşünün. O kulüplerin hiçbirini bir kere bile görmeden, üniversite eğitimini alıyor, sunum yapmayı da öğreniyor, yabancı dilini Türk aksanıyla olsa da konuşuyor, otobüse binip Sabancı Müzesine gidiyor, Salvador Dali’nin resim sergisini geziyor, okul dışında çeşitli projeler üretiyor, şirketlere gönderiyor, stajlar yapıyor. Ama üzeri açık bir spor arabası yok, cebinde çok fazla parası yok, kız arkadaşını alıp oralara gidecek bir kültür yapısına sahip değil, öyle bir isteği de yok. Şimdi burada, düğmeleri yarıya kadar açık beyaz gömlekli bol jöleli adamlar, topuklu ayakkabılı solaryumlu hanımlar, kendilerinin yaşadığı hayatı yaşamayan insanları kıro, ezik veya asosyal olmakla suçlarsa işte o zaman ben karşınıza çıkarım ve size çok ağır cevaplar veririm. Modernlik bu değildir. Ben bugün bazı üniversitelerde bunun çok fazla olduğunu görüyorum.

Siyasal ve Toplumsal Bilimler öğrencisi olan Efe ileride hangi pozisyonu hedefliyor acaba? Toplusal düzeni sağlamak adına siyasete atılmayı düşünüyor musun mesela?
Kendimle ilgili çok fazla uzun vadeli planlar yapmıyorum. Neredeyse plansız yaşayabiliyorum diyebilirim. Bu dışarıdan bir dezavantaj gibi görünse de benim kişiliğimle çok örtüşüyor. Ben böyle mutluyum, herhangi bir pozisyon, koltuk hedefim hiç olmadı, bugüne kadar yaptıklarım sadece yapmaktan keyif aldıklarımdı. Ben gerçekleştirmek istediklerimin peşinden giderim, yaptıklarımın ve yapacaklarımın bana neler getireceğinin hesabını hiç yapmam. Siyaset konusunda da aynı şekilde bugünden bir şey söylemek çok zor geliyor. Eğer şimdiki zamanı konuşuyorsak cevabım kesinlikle hayır. Bugün ya da yakın bir zamanda, herhangi bir siyasal örgütlenmenin içinde aktif bir figür haline gelmeyi düşünmüyorum. İleride neler olur, mesleki akış neler getirir bunu hayat nasıl olsa kendi diliyle söyleyecek.

‘Türkiye’de akıl hastaları hariç kimse huzurlu değil artık.’ makalendeki cümlene istinaden şunu sormak istiyorum: Bu kadar kötümser olmanı sivri ve çatışmacı üslubundan mı ileri geliyor, yoksa huzursuz olduğuna göre aklı selim düşünemiyor olmayasın?
O makale, yazıldığı dönem dışında değerlendirilse belki benim huzursuz olduğum sonucu çıkabilir. Fakat dikkatle bakıldığında anlatmak istediğim şuydu: Ben o sırada ülkemizi bir yayık ayranının yapılış sürecine benzetiyordum. Çalkalanıyordu. Bir yandan iktidardaki partinin kapatılma davası gündemdeydi, diğer yandan Ergenekon kapsamındaki şok gözaltılar devam ediyor, kutuplaşmalar, kamplaşmalar keskinleşiyor, komplo teorileri havada uçuşuyordu. Uzlaşmadan yana kimse tavır koymuyor, herkes bilinen kalıpların üzerinden gidiyordu. Bir taraf kapatma davasını, senelerdir süregelen devlet ideolojisinin, elitist bir yaklaşımın tezahürü olarak tanımlıyor, diğer taraf Ergenekon davasının rövanşist güdülerle üzerine gidilen bir balon olduğunu ve Atatürk’ü sevenlerin cezalandırıldığını savunuyordu. Ana haber bültenleri, tartışma programları, gazeteler, dergiler meselelere kendi meşrebine göre bakıyorlardı ve toplum daha çok bölünüyordu. Resmen bir panik atak yaşıyorduk. Benim bu gördüklerimi, hissettiklerimi kim hissetmiyordur diye sordum kendime. Akıl hastaları ve çocuklar geldi aklıma ilk olarak. Ben de bunu manşete çekip haber yaptım.

Gençlerin bütün oyunu alarak ülkeyi yönetme fırsatın olsaydı, en önemli icraatın ne olurdu acaba?
Öncelikle, ülkenin geleceğini garanti altına alıp, liselerdeki birey bile olamamış kul yetiştiren eğitim zihniyetini değiştirirdim. Bu 1-2 istisna dışında, en geleneksel metotlarla yönetilen okuldan en evrensel eğitim verme iddiasındakine göre maalesef böyle. Bunların hepsini ben de yaşadım. Sistem seni alır, belli bir formata sokar, sakalını kestirir, gömleğini gri pantolonun içine tıkıştırır, küçücük yaşında sana kravat takar, denileni yapmazsan seni disiplin kuruluna sevk eder, aileni okula çağırır, seni okuldan uzaklaştırır, zapturapt altına alıp sindirmeye çalışır, karakterin çok da sağlam değilse ki o yaşta çok da sağlam olması beklenemez, hayatının geri kalanında sesi daha az çıkan birine doğru evrilirsin. Bütün dersler birkaç saatlik bir sınava endekslenir, sığ, ezbere dayalı bir eğitim sistemiyle yıllar geçer. Sonra yok efendim, gençlerimiz yeteri kadar girişimci ruhlu değil, kendine güven eksiklikleri var, bu ülkeden yeteri düzeyde siyasetçi, hukukçu, bilim adamı çıkmıyor gibi sesler yükselir. Acı olan bu sistemin bugün bazı üniversitelerde bile devam etmesi. İlk olarak bu problemi kökünden çözerdim.

Türkiye’de başarılı bulduğun kişiler var mı? Varsa hangi yönlerini örnek alıyorsun?
Hem de çok var… Yaptığı işleri, icraatlarını beğendiğim değişik alanlardan pek çok isim var. Teker teker isimlerin üzerinde durmasam da, ülkemizde, fotoğrafçılıktan, ekonomiye, müzikten, spora, sinemaya, edebiyata kadar ciddi başarılı insanların olduğunu yakından biliyorum, kimilerini tanıyorum ve konuşuyorum. Bu kimseler, yarına daha umutlu bakmamı sağlıyor, beni de bir anlamda motive ediyor. Örnek konusuna gelince, bire bir örnek almak, modellemek, benim yapıma çok uygun değil, ailem başta olmak üzere bu soruyu bana hep sorarlar, kim gibi olmak istediğim sorulur, hep bir isim söylemem beklenir… Hiçbir zaman yapamadım. Daha önce de söylediğim gibi bu da hep kendi işime, kendi yoluma bakmamla alakalı bir durum.

Son olarak Başarılı Gençler projesini nasıl buluyorsun? Nelere vesile olabilir sence?
Tek bir şey: Etkileşim… Bugün kabul edelim ya da etmeyelim, bir küreselleşme süreci yaşıyoruz. Yani sizin yaptığınız projenin anlamını kendimce şöyle açıklamaya çalışayım: Ben samimi bir insanım. Eğer yazı yazıyorsam herkesin yazılarımı okumasını isterim. Bunu herkesi tanıdığım için istemem çünkü öyle bir imkanım yok, ben bunu kendimi daha çok ifade edebilmek için isterim. Bill Gates, Microsoft’u insanlığı çok sevdiği için yaratmadı, onu satabilmek için yarattı. Ama isteyerek ama istemeyerek, insanların bilgisayar kullanmayı öğrenmesini, belli bir yabancı dil bilgisine sahip olmasını, dünyayla entegre olmalarını sağladı vs… Büyük resme bakınca, bu bağlamda, Başarılı Gençler projesinin rolünün üreteci-tüketici açısından ne kadar önemli ve değerli olduğu görülüyor. Böyle bir kitaplaşma projesini, gençliğe çok büyük bir hizmet olarak görüyorum ve projenizi gönülden destekliyorum.

Röportaj: İbrahim Eryiğit

Toplam 31 yorumcu katıldı.

Çiçek Ali:

Efe Sıvış’ı gerçekten ve yakinen tanıyan birisi olarak tüm yazılanların abartısız ve gerçekçi olduğunu düşünüyor, insanın kendi kendini yetiştirmesinin en canlı örneği Efe’dir diyorum. Başarılar Efe…

Gizem Öztolun:

Efe sıvışın moderniteyle ilgili söylediklerine baştan sona katılıyorum, altına imzamı atıyorum. Röportajı yapan arkadaşı da kutlamak lazım, iyi hazırlanmış bir çalışma.

Emrah Eröz:

Elinize sağlık; sorular harika, cevaplar 1 numara…

Ömer Namlı:

Aydınlık beyinler ışık saçmaya devam ediyor. Bravo Efe.. Bu ülke sizler sayesinde hiç bir zaman sahipsiz kalmayacak..

Tuba Ferruh:

Efe gibi birinin biz gençlerı temsil etmesi beni çok mutlu etti… O kadar başarılı ve bilgili ki bugünkü gençliğin tam tersi olarak harika biri ve dilerim hak ettiği yerlere gelir…

Canan:

Harika bir röportaj olmuş. Efe çok güzel bir genç. Sanki büyük bir köşe yazarı gibi… Maşallah.

Derya Demirci:

Okuduğum en iyi röportajlardan biri..

Doruk:

Yakından takip ettiğim bir yetenek.. Basarılarının devamını diliyorum. En kısa sürede bu genç yaşında zirveye oynayacağını düşünüyorum.. Teşekkürler.

Yorumcu:

Tanıdığıma sevindim. İş var arkadaşta… :) Sağolsun güzel röportaj vermiş.

Serhat:

Makalelerini nasıl okuyabiliriz bu çocuğun?

Editörün notu: Google ile araştırarak bulmanız pek mümkün; fakat yine de yardımcı olmaya çalışırsak ilgili linkten makalelerine erişilebilir: http://www.uniaktivite.net/yazilar/512/sarkozy%E2%80%99nin_sark_kurnazligi_ve_akdeniz_birligi

Kaan:

Ya ben pek beğenmedim kendisini. Herkes olumlu yazmış ama… Bana çok iyi gelmedi.. Saygılar.

Emine:

Merhabalar… Öncelikle bu röportajı yapan İbrahim Eryiğit abimize teşekkürü bir borç bilip, (Türk genci olarak) Efe Sıvış abimizi de candan tebrik ediyorum. Hakikaten güzel bir yazı dizisi olmuş. Efe Abi’yi de sizin aracılığınızla tanıdık. Efe Abi yukarıdaki cevaplarında Türkiye toplumunu o kadar güzel tasvir etmiş ki (yani tam anlamıyla çözmüş olayı :)) kendimi, büyük bir deneme okuyorum sandım. Gerçekleri görenler arasında olan abimiz yazıdaki konuşmalarıyla anlatmış biz gençliğin nasıl taklitçi bir toplum haline geldiğimizi, olayları araştırmadan yorumlamamızı ve en önemlisi de bir şeylerin hep yolunda gittiğini benimsemişiz olmamızı. YÜREĞİNE, KALEMİN GÜCÜNE SAĞLIK… Böyle yazıların devamlarını bekliyoruz :))

Erkan Çelebioğlu:

Toplumun kutuplaşan yüzlerini görebilen tam bir aydın. Sizin gibiler sayesinde bu ülkede türbanlı-türbansız ayrımı olmayacak. Kullandığı siyasi düstur halkın anlayabileceği nitelikte. Tebrikler Efe Sıvış…

Ozan:

Benim bir yorumum yok bu konuda… (3 noktayı da şekil olsun diye koydum. Güzel duruyor!)

ozan:

Aklıma şimdi geldi: Torpil yok diyor ama bu ülkede en kıytırık bir konuma veya bir işe bile torpille giriyor millet. Vardır mutlaka, kimseyi almazlar torpilsiz bir yere. Hatta Hürriyet gibi bir gazeteye yazar olaraksa hiç almazlar. Mutlaka bir tanıdığı yardım etmiştir de onun haberi yoktur, söylememişlerdir adama, biz yaptık diye…

Ozan:

Türkçemize sahip çıkalım. PLEASE!!!

Editörün notu: Ozan neye istinaden bu eleştiriyi yaptığınızı öğrenebilir miyiz? Örnek verirseniz Türkçe’ye gereken özeni gösteren bizleri de memnun etmiş olacaksınız. LÜTFEN!!!

ozan:

Yazdıklarımı sürekli değiştiriyorsunuz da ben beceremiyorum sizin gibi yazmayı. En azından slogan olarak destekleyeyim dedim.

Editörün notu: Yazdıklarınızın güzel dilimizin imlâ kurallarına göre düzenlemesi yapılmaktadır. Bu konuda gereken hassasiyeti göstereceğinizi umuyor, ilginize çok teşekkür ediyoruz.

Serpil Koca:

:) Anlayamıyorum ya bu insanları… Editör iyi sabretmiş Ozan’a… 5 üzerinden 5!

Taylan Balcı:

Çok fazla abartmayalım, pompalamayalım; fakat yaşına göre büyük işler yapıyor bu açık. İleride icraatlarıyla kendinden söz ettirmeye devam ederse alkışlamaya devam ederiz zaten. Modernite hakkında söylediklerine bir parça katılıyorum; fakat bence köylü-kentli çatışmasının öncesine de bakmak lâzım. Olayın arka planını kaçırmamak lâzım. Saygılarımla…

Yorumcu:

Şişirmiş ifadelerle basına oynamış da olabilir; samimi de olabilir. Tam anlamayamadım.

Yeşim:

Kendisi acaba tüketici değil mi merak ettim şimdi…

Ayça Taner:

Bence Efe Sıvış tüketime karşı çıkmıyor, sadece tüketimin yanında üretimin de önemli olduğuna dikkat çekmiş. Proje hazırlamayı bile bilmeyen birinin yalnızca gece kulüplerine giderek modern olamayacağını söylemiş. Doğru da demiş.

Hakan gökdoğan:

Yeşim’e katılıyorum… Büyük ihtimal kendisi de tüketici. Doğru olmak gerekirse

Gülsüm:

KAliteli bir röportaj, her ne kadar katılmak ya da katılmamak olsa da ben söylenenlerden çok şey anladım. teşekkür ederim.

aYşe ünal:

güzel bir röportaj.bence çok dokunaklı ve yararlı olmuş.(tabiki anlayana…..)

yunus bor:

efe arkadaşımız genç yaşına ragmen türkiyede ki özellikle genç nufusun gerek ilk öğrenim döneminde gerek ise yüksek öprenimdeki sıkıntıları ve eksiklikleri iyi bir gözlemle dile getirmiş, üniversitelerdeki öğrenci yasayış tarzlarındaki sorunlardan … türkiye deki kavramsal karışıklığı algılaması ve en önemlisi ise bunları kalemiyle dile getirmesi bakımından bizi, bizim gibi düşünen gençlerin tercümanı olmuştur basarılarının devamını dilerim

serdar:

güzel olmuş bence de.

yorumcu:

bence çok balon şişirilmiş gibi geldi. Türkiye’nin şu anki halinin yansıması. Birileri bir yerlere çekiyor kendisi de sürükleniyor makalelerinden bunu sezdim. ve son bir söz anlatmak istediği şeyi çok uzatıyor ve bayıyor. okumuş olduğu okullardan da arkadaşın nasıl buraya kadar gelebildiğini görebiliyoruz. Başarılar.

selim ok:

çok bilmişlik yapmak istemem; ama bu benim tanıdığım efe’yse kendini bir yere sürüklettirmez. 3-4 yıl aynı okulda ve bir dönem aynı sınıfta öğrenim gördüğümüz için, az da olsa karakterini biliyorum. geçenlerde gördüm yazılarını ve oldukça şaşırdım. zira birlikte okuduğumuz dönemlerde fikirlerimiz çok çatışırdı. Şimdiyse aynı dilden konuşuyoruz sanki :) kendini bu kadar geliştirdiği ve güzide yazılarını bizlerle paylaştığı için tebrik ediyorum efe’yi. yolun açık olsun.

ERSİN KANDEMİR:

bir çok kişiye sıkıcı gelebilecek konuları bile güncel örnekler vererek eğlenceli bir şekilde halkın anladığı dilden anlatabiliyor. ÇOK ÖNEMLİ BİR ÖZELLİK.

yorumcu:

çok mu bilmiş bu arkadaş? iki yüzlülükle yaptığı ve bunların çoğunu da mecbur olduğu için yapan birisinin daha sonra bu olaylar için ben şunu yaptım bunu yaptım demesi garibime gitti..

Sizi de bekliyoruz...

İsim (isteğe bağlı)

E-posta (çekilişe katılmak isteyenlerin doldurması gereklidir)