DVD HEDİYELİ* Bilgi birikimi, objektifliğe düşkünlüğü, hassasiyeti, aydın kimliği ile tanıdığım Can Dündar’ın, ‘Mustafa’ filmiyle aşağılanmasına ve ağır eleştirilere maruz kalmasına çok şaşırdığımı söylemeliyim öncelikle. Turkcell’in sponsorluktan son anda vazgeçmesi, Sabancı Grubu‘ndan daha fazla konuşulması ile reklam olması oyunu bir yana, ‘Mustafa’ tam bir Can Dündar’ın genç nesile hediye ettiği şaheseri… Kimliğinden ödün vermeden gözler önüne serdiği belgesel, ‘işkembeden konuşmalara’ kurban gidiyor. Mazallah ki Can Dündar efendiliğini, saygınlığını bozmasın..
Bu konuyla ilgili paylaşımı geç yapmamın nedeni, özel olarak medyayı takip ediyor olmamdı. Saygıdeğer Dündar’ın röportajları ve haberlerini takip etmem oldukça da eğiticiydi benim için doğrusu. Bir taraftan “benim Atatürk’üm onun Atatürk’ü değil” diyenler, >>>
İyi ve kötü… Dikkat ettiniz mi, herhangi bir şeyi değerlendirirken bu iki sıfatı ne kadar da çok kullanıyoruz. Aslında iyi ve kötünün de kişiden kişiye değişiklik göstereceğini biliyoruz. Ama buna rağmen içten içe bize iyi veya kötü gelen bir şeyin, herkes için de öyle olmasını bekler gibiyiz. Bunları bugüne kadarki gözlemlerime dayanarak söylüyorum.
Üniversitelerdeki bölümler hakkında da bu tarz değerlendirmelerde bulunanlara sıkça rastlıyorum. Efendim şu bölüm iyiymiş de bu bölüm kötüymüş. Peki, neye göre? Daha da önemlisi ‘kime’ göre? >>>
Gönderen: İbrahim Eryiğit Alan: Kişisel gelişimci
Kişisel gelişim de ne oluyor acaba? Sihirli bir tedavi mi, yoksa fanteziden mi ibaret? İnsani hislerin açlığını doyuran bir tür terapi mi? Ya da başka sahanın alanına girerek, uzman kisvesiyle sendrom yumuşatıcısı mı? Öğrenme biçimimize doğrudan etki eden arıza mı giderici? Yahut kapitalist liberal ekonomi sistemine sızan ticari istismarın tezahürü mü? v.s. v.s.
1970′lerde Dünya’da, 1990′lı yıllarda ise Türkiye’de baş gösteren kişisel gelişim, hayranlarını arkasından sürüklemeye devam ediyor. İnanıyorum ki; bu hayran kitlesinin çoğu da genç. Nitekim, seminerlere iştirak eden topluluğa göz attığınızda >>>
“Böyle olacağı baştan belliydi, ben kaybedeceğimizi tahmin etmiştim” diye başlar toplumumuzda cümleler, uluslararası spor yarışmalarında gelen başarısız sonuçların ardından… Her zaman antrenör suçludur, sporcumuz yeterince iyi çalışmamıştır bu zihniyete göre. Hiçbir zaman gerçek anlamda sorgulanmaz başarısız sporcunun hikâyeleri. Beceriksiz damgası vurulmuştur bir kere, neden böyle olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bilmezler olimpiyatlara hazırlanan bir Türk sporcunun sokak aralarında idman yaptığını.. Umursamazlar elinde basketbol topuyla haftasonu okulunun bahçesine koşan gencin kapıdan geri çevrilmesini.. Oyun alanı olarak tasarlanan okul bahçesinin her >>>
Ülkemiz, “alanında başarılı gençler yetiştirme” sloganları ile yürürken, bu bireylerin toplumdaki yerlerine karar vermelerini sağlayacak önemli sektör ve kuruluşlar, gençliği güvensizlik çukuruna çoktan düşürmüş durumda. Bu yazıyla, bunlara dair isim, görüş ve kuruluş bildirmiyorum. Bunun ne önemi var ki? Sonuçta neslime zararı dokunması konusunda Türkiye’deki birçok görüş, lider ve kuruluş ortak noktada buluşabiliyor nihayet… Burada ele almak istediğim sektör: Medya.
Günümüzdeki medya patronları ve terfi-teşekkür heveskârı yazar-çizer kadrosu(hepsi demek haksızlık) paranın yönüne ve patronuna göre yazılar yazıyor, >>>