Fotoğraf Sanatçısı Elif Sanem Karakoç: Fotoğraflarım “ben”i ifade ediyor

Kategori:Fotoğraf,Sanat | Tarih:07/01/10

elif_sanem_karakoc_1Fotoğraf, makinenin deklanşörüne basıp nitelikli bir anı ölümsüzleştirme sanatı değil, salt bakış açısını resmetmedir bana göre. Öyle ki kullanılan bilumum argümanlar yerine; zihin koridorlarımızdaki çağrışımlar nitelikleştirir onu. Bu sebepledir ki, direkt komposizyonlardan ziyade -dolaylı- yoruma açık olması ilgimi çeker. Keza, çiçek, böcek fotoğrafçılığı yapan sözüm ona sanatçılar ise hiç ilgimi çekmez. Dolayısıyla sanatın uçsuz sınırlarına yolculuğa çıkaran fotoğraf sanatçılarına imrenmişimdir hep. Bu kişilerden biri de genç sanatçı Elif Sanem Karakoç. Kendisini yaşından ötürü olsa gerek fotoğraf sanatçısı olarak görmüyor; ancak ben bunu mütevazılığına yoruyorum. Henüz gencecik, 19 yaşında. Lakin çalışmaları Elif’i çok daha büyük gösteriyor. Çeşitli sergilerde de sergilenen fotoğrafları tekipçilerinden büyük beğeni topladı. Şimdi ise sıra röportajında…

Kısaca Elif Sanem Karakoç’u tanıtabilir misin? Kendini nasıl tanımlıyorsun?
1990 İstanbul doğumluyum. Genelde kendimi tanıtmakta çok zorlanıyorum. Ressam bir baba, grafiker bir anne ve yine grafiker bir ağabeyden oluşan sanatkar, sanatsever ailem sayesinde resim ve fotoğraf yeteneklerimi keşfettim. Liseyi Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde okuduktan sonra fotoğrafa olan yoğun ilgim üzerine Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne girmeye karar verdim.

Fotoğraf sanatçılığı nasıl mesleğin haline geldi? Bu serüvene başlama hikayeni anlatabilir misin bize?
Öncelikle fotoğraf sanatının ve fotoğrafçılığın birbirinden oldukça farklı şeyler olduğunu düşünüyorum. Fotoğrafın bir sanat disiplini olup olmadığı günümüzde hâlâ bir tartışma konusu. Fotoğrafı ticari anlamda kullanmak, para kazanmak için fotoğraf çekmek ise bu işi “sanat” olmaktan çıkartıyor kanımca. Ben fotoğrafa başlarken, bu işten para da kazanabileceğimi asla tahmin etmedim. Öncelerde fotoğraf benim için sadece keyifli bir hobiydi ancak bu ilgi sergilere, çeşitli işlere, kitap ve afişlere ulaşınca fotoğrafın hayatımı olumlu anlamda değiştirecek, sevdiğim işi yapabilmemi sağlayacak bir “meslek” haline gelebileceğini farkettim.
elif_sanem_karakoc_3Kendime “fotoğraf sanatçısı”, “fotoğrafçı” gibi sıfatlarla yaklaşmam bence henüz mümkün değil. Ben, kendi kendime öğrendiğim fotoğrafın gerçek anlamda temelini öğrenmekte olan bir güzel sanatlar öğrencisiyim.
Fotoğrafın mesleğim haline gelebileceğini farkedişim dergi, set fotoğraf çekimi taleplerinin ardından gelen sergilerde satılan çalışmalarımdan ve yurtdışından gelen kitap kapağı ve afiş teklifleri sayesinde oldu. Okuldan arta kalan zamanda iş alıyor ve bu “meslek”ten para kazanıyorum.

Fotoğraf senin için ne ifade ediyor?
Fotoğraf, bir meslekten, paradan ve sokakta gördüğümüz afişlerden çok daha öte bir çizgide benim için. Roland Barthes’ın yorumuyla ölüm olsa da aslında yaşamın ta kendisi. O kadar doğal ve özgür ki. Özellikle amatör fotoğrafçıların gözünden gerçek dünyayı küçük ayrıntılarıyla görmek, büyük prodüksiyonlar ve parıltılı reklam fotoğraflarından çok daha görkemli geliyor bana. Bu yüzden fotoğraf çekerken öznel ve sıradan düşünüyorum. Zaten insanın bilinçaltı çizdiği resme, çektiği fotoğrafa, yaptığı besteye o kadar etki ediyor ki ister istemez öznel bir çalışma, bir eser çıkıyor ortaya.
Sonuç olarak fotoğraf benim için “ben”i ifade ediyor ve kendimi cümlelerle tanıtamazken fotoğraflar ile çok rahat anlatabiliyorum.

Çalışmalarını incelediğimde sıradışı ve marjinal bir tarzın olduğunu gözlemledim. Çizgine aykırı olana eleştiriler misin?
Aslında gözlemleriniz, son zamanlarda, özellikle Türkiye’de ortaya çıkan işlerin sıradanlığı yönünde. Bahsettiğim şey kesinlikle “daha önce milyonlarca kez yapılmış şeyler” ile ilgili. Ben ve benim gibi, takip ettiğim diğer genç fotoğrafçı adayları, daha önce yapılmamış şeyler ile ilgileniyor ve insanları biraz “alışılmamışa” götürmek istiyoruz. Ülkemizin fotoğrafta, sanatta böyle bir devrime ihtiyacı var. Batı, fotoğrafı sanatının bünyesine almış ilerlerken bizim hala fotoğrafın sanat olup olmadığını tartışıyor olmamızdan da anlaşılacağı üzere, gelişmek için daha göreceğimiz, etkileneceğimiz çok eser var ve bunu sadece olana bakarak değil, daha güzelini, daha başarılı ve daha yaratıcısını oluşturmaya çalışarak, yoktan var ederek başarabiliriz. Ben de diğer arkadaşlarım gibi fotoğrafa, bakılmamış yönünden bakmaya çalışıyorum.

elif_sanem_karakoc_4 Elif, fotoğrafla sanatı hangi durumlarda bağdaştırabiliriz sence? Yani fotoğraf sanatçılığı ne zaman tezahür eder?
Fotoğraf inanılmaz geniş bir kavram ve hangi durumlarda sanat olup olmadığına karar vermek oldukça zor.
Fotoğraf aslında belgelemekse, belgelenen tarih, hareket, şimdilerde ölmüş bir adamın 1850′lerde çekilmiş bir portresi sanat eseri olarak adlandırılabilir mi açıkçası pek emin değilim. Ama sanatla ilgilenen, üreten, entellektüel, kültürlü bir insanın, estetik kaygılarla yarattığı, aklında kurguladığı ve bunu gerçek hayata yansıtabildiği fotoğrafların sanatsal değeri olabileceğini düşünüyorum. Yani bana kalırsa fotoğrafın kendisinden çok, yaratıcısının kanındaki “sanatçılık”tan kaynaklanan bir durum, fotoğrafın bir “sanat eseri” olabilmesi. Sadece kurgu fotoğrafı olarak anlaşılmasını istemem, aylarca, bir fikir üzerine evinden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta, bambaşka kültürlerde yaşayan insanların belgelenişlerindeki estetiği izlemek bana bir sanatsever olarak olağanüstü keyif veriyor.

Günümüz teknolojilerini kullanarak fotoğrafa inanılmaz boyutlarda müdahale ettiğimiz bir gerçek. Doğallığını kaybetmesi cabası. Sen bu fenomeni nasıl açıklıyorsun?
Ben, göze çok yavan, rahatsız edici gelmeyen her değişikliğe açığım. Yalnızca yapılan müdahalenin kiç bir görünüme sahip olmaması, fotoğrafın konusuna ve hissiyatına uygun bir şekilde gerçekleştirilmiş olmasını önemsiyorum. Bunun dışında beni rahatsız eden bir durum değil. Sonuç olarak aslında karanlık oda da bir müdahale yöntemi, ve hatta fotoğrafçı fotoğrafı çekerken bile kareye zihniyle oldukça müdahale ediyor.

Fotoğraf sanatçılığın ülkemizdeki halini nasıl özetliyorsun? Mesela, bilumum çiçeği fotoğraflayanları nasıl değerlendirmek lazım?
Fotoğraf sanatçılığı günümüzde çoğunlukla ticari hedeflere kaymış durumda. Bunun dışında (çoğunlukla) fotoğrafa yeni başlayan insanların buldukları ilk makro özellikli makineyle çektiği çiçek böcek fotoğraflarını ise sadece “hobi” olarak çekilmiş kareler olarak değerlendiriyorum naçizane. elif_sanem_karakoc_5Lakin ters ışıkta kız kulesi çeken çoğu insan, internet ortamında isimlerinin sonuna “photography” gibi ibareler ekleyebiliyor rahatlıkla. Ben bu “fotoğrafçı”, “fotoğraf sanatçısı” sıfatlarının bu kadar kolay kazanılabileceğine inanmayanlardanım.
İnsanımızda amatörlüğe karşı inanılmaz bir soğukluk var. Halbuki bilmiyorlar, dünyadaki efsaneleşmiş fotoğrafların hatrı sayılır bir kısmı amatör, isimleri bile bilinmeyen insanların ellerinden çıkma ve yıllarca fotoğraf sanatının ilerlemesindeki en büyük sebeplerden biri yine amatörler. Çünkü farketmeden yaptıkları kadrajlar, çektikleri fotoğraflar ile daha önce yapılmamışı deneyimleyerek farkına varmadan bu sanata öncülük ediyorlar. Benim sorunum kesinlikle çiçek çekenlerle değil, bunu abartıp kendine “fotoğraf sanatçısı” diyenlerle.

Üzerinde çalıştığın projelerini veya ilerideki hedeflerini bizimle paylaşabilir misin?
Şu sıralar okuluma yoğunlaşmış durumdayım. Daha önce hiç bilmediğim, imkânım olmadığı için öğrenemediğim karanlık odanın inceliklerini öğreniyor, verdiği hazzı sonuna kadar yaşamaya çalışıyorum. Efsaneleşecek fotoğraflar çekmek istiyorum, bakmaya doyamayacağım, beni heyecanlandıracak kareler. Daha önce çoğunlukla dijital fotoğraf çekiyordum, ancak şimdilerde, fotoğrafa ilk başladığımdaki gibi analogdan o kadar keyif alıyorum ki hayalimdeki büyük projelerin neredeyse hepsini film ile gerçekleştirmek istiyorum.

elif_sanem_karakoc_6Elif, son olarak genç ve yetenekli fotoğraf gönüllülerine neler söylemek istersin?
Nedense Türkiye’de iyi olanın, yetenek sahibinin önünü kapatmak gibi bir gelenek var. Gençlerin heveslerini kırmaya bayılan, bazen sanata dahi küstüren insanlarla karşılaşabiliyoruz. Zeki Müren’in en sevdiği özlü sözlerden birini hiç unutmamak gerekiyor sanırım, “meyve veren ağaçlar taşlanır.”
Bir de ne olursa olsun yılmamak, vazgeçmemek ve “toplum için” değil “sanat için sanat” düşüncesini benimsemek gerekiyor bence. Bir süredir bunları uyguluyorum ve bilinçaltımdaki gidişattan oldukça memnunum, çalışmalarımla ve onları izleyenlerle huzurluyum.

Röportaj: İbrahim Eryiğit

  • Facebook
  • del.icio.us
  • Technorati
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • email

Toplam 11 yorumcu katıldı.

Anonim:

yetenek ve çalışma, tbr.

zeynep:

Kutluyorum Elif’i.fotoğrafçılığı niçin sevdiğini,başarmayı,güzel cümlelerle anlattı.başarılar elif,yolun açık olsun!…

emre kömek:

tebrik ederim gerçekten böyle gençlere ihtiyacımız var

seyhan batur:

gerçekten mükemmel bir yeteneksiniz.başarılarınızın devamını dilerim ve diğer eserlerinizi de gormek isterm.nasıl ulasabilirm?

Aysel:

Harika bir röportaj. tek eksik elif karakoç’un web sitesinin adresi. http://www.flickr.com/photos/elifkarakoc ‘tan fotoğraflarına ulaşmak mümkün. bu arada http://www.elifkarakoc.com da yapım aşamasındaymış.

derya demirci:

tebrik ederim

Anonim:

yani süper

Anonim:

güzel bir röportaj sanatınızdan dolayı sizi kutluyorum. BAŞARILAR.

Anonim:

mükemmel..

yorumcu:

son soruda beni anlatmış diyorum.

güneşten...:

Şaşırtıcı ve etkileyici bu arkadaşı bulmak istiyorum konuşmalıyım.

Sizi de bekliyoruz...

İsim (isteğe bağlı)

E-posta (isteğe bağlı)