Bir kayaya vurulan çekiç darbelerini andıran bu yazı dizisinde, konu ile ilgili bazı parametreleri ve bunların paradigmalarını sorgulamak ve çeşitli kavramlarla üstü örtülmüş genç bireyi bulma yolunda başlangıç adımını atmayı hedefliyorum. Neden böyle bir şey ile uğraşmak istemiş olabilirim?
Sebepleri çok açık olduğu için ifşası gerekli belki de! Özetle; zihinsel üretimin kendine özgü üretim süreçlerinin önündeki engelleri aşabilmek için denebilir. Kalabalıklaştıkça, kalıplaşan düşün formlarımızı yalnızlığa azat(!) ederek sınamak ta diyebiliriz.
Elbette ben, bu açıklama kısmını daha derinlemesine tartışmayacağım. Halihazırda, benim tartıştığım asıl tavır, dile getirmeye çalıştığım duruştan önceki aksiyonun neden sorgulanmadığıdır. Bir genç hafızasının itkilerini çoğu zaman sorgulamayı düşünmez. Dünya o güne kadar nasılsa öyledir, onun için.
Oysa, milyon tane zihnin resmini yapabilseydik, milyon tane dünyanın aynı anda var olduğunu görürdük. Bu yüzden, zihnin kozmolojisinde her zaman keşfedilecek ‘şeyler’in olduğunu unutmamak gerek. Çağ, biz gençleri kuşatmaya layık bir kolektif tavır ortaya koymaktan çok uzak. İnsan yaşamının belki de en zengin (kelime manası itibariyle de) çağı olan bu çağın kaderini, geleceğimize tutarlı bir köprü haline getirebilmemiz için ‘gençliğin’ tarihin hiç eskimeyen ‘bilgi’ temelleri üzerinde yeniden kurulması gerekir. Öyle ki, ‘bilgiye’ olan merak, ve ‘bilginin’ insan ufkunda açtığı umutlar yeşerebilsin. Yoksa tarih, içinde yaşadığımız bu dönemi özendirici bir devir olarak isimlendirmeyecektir.
Buraya kadar bütün yazdıklarım içinde psikolojik tartışmalarında olduğu sosyolojik bir tahlil çabasıydı. Bu yazıyı sosyolojik bir tartışma olmaktan, psikolojinin alanına itecek sorun, eskilerin deyişiyle bağlamak gerekirse, “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” tespitidir. Biraz daha iteleyelim. Bir şeyi ne zaman öğrenmiş sayılırız? Ve neden herhangi bir “nokta” da o şeyi öğrendiğimizi vehmederiz?
Burada konu psikolojinin alanına kaymış bulunuyor. Uzmanlık alanım olmadığı için provoke etmekle yetineceğim. Bağlamak istediğim virgül ise, gerçekten birbirimizi dinlemenin nasıl mümkün olabileceğinin yollarını araştırmaya dair tartışmayı gündeme getirmektir. Gençler olarak var olduğu ön kabulüyle fikrettiğimiz siyasal önyargılarımızın kökenine inip, geleceği “yeni” fikirlerle inşa edebilme umudunu yeşertmeyi denemenin kıvılcımını çakmak belki de. (Bu arada, ailevi, çevresel, dinsel vs… aidiyetler de başka bir yazının konusu olarak saklı kalmış oluyor.)
Nesiller olarak, aidiyetlerimizin sorunlu yanlarını bir hafızadan diğer hafızaya taşımaktansa, her şeyi öğrenmeye değer bir bilgi havuzu olarak görsek, ne kaybederiz merak ediyorum.
Yazı: İsmail E. Aydın
kaliteli yazı
değindiğiniz konu mühim ancak cümleleri uzun kuruyorsunuz.
cümle uzunluğu konuya verilen dikkati dağıtır.
daha açık bir dil kullanabilirsiniz…
not:bu tamamen bir okuyucunun fikridir.itibar edip etmeme size kalmıştır.
çok değerli eleştirileriniz teşekkür ederim Zeynep Hanım…
bilgiye olan merak , yeni ufuklar açan tutarlı bir gençlik için akademisyenlerin Üniversite öğrencilerini yönlendirmesi gerekir