Başarılı yönetici Ömer Ekinci: Para dökmeyin, firmanın eşiğine yatın

Kategori:Bilişim,Teknoloji,Şirket | Tarih:06/02/10

omer_ekinci_1Bilişim sektöründe inovasyona verilen önem neticesinde pek çok buluş, iş sahası, meslek vb. doğdu. Bu yaşadığımız evrim, teknoloji çağında fazlasıyla hissettirdi kendini nitekim. Özellikle yazılım, programlama vb. baş döndürücü hızda gelişim gösterirken, gençlerin bu sektöre eğilimi arttı. Elbette, bu söz konusu mesleklerin yüksek gelir vaadetmesi bu eğilimin(tercihin) en önemli sebeplerinden biri arasında. İşin doğrusu, tercih nedenleri bir yana, erken yaşta yönetici, genel müdür, iş adamı, ceo posizyonuna erişiverdi genç arkdaşlarımız.
Genç yaşında başarılı bir yönetici olanlardan biri de Ömer Ekinci. Henüz 25 yaşında ve sektörün öncü şirketlerinden Desnet Yazılım ve Vodera Türkiye’nin kurucusu ve yöneticisi. Motivasyonu yüksek tutan, rekabetten beslenen Ömer kanımca girişimciliğini de çeşitli argümanlarla geliştiriyor. Bundandır ki, bu başarısını İTO-Müsiad işbirliğiyle yapılan Uluslararası Girişimcilik Kongresi’nde Yılın Genç Girişimcisi 2009 ödülü ile tescilledi.

Ömer Ekinci kimdir? Bize kısaca kendini tanıtabilir misin?
1984 yılında Erzincan’da doğdum. 92′de büyük Erzincan Depremi’ni yaşadım, 97′de ailemle İstanbul’a göçtük, 98 yılında liseye başladım ve aynı yıl küçük yazılımlar geliştirip küçük işyerlerine satmaya başladım. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni kazandım ve aynı yıl büyük bir yazılım şirketine kendimi zorla işe aldırdım. 2004 yılında oradan ayrılıp, bir başka firmaya bağlı olarak araç yazıcısı imal etmekte olan mucit babamı ikna ederek babamla birlikte girişimci olduk ve Desnet ismiyle üretime başladık. 2005 yılında kendi yazıcı markamız olan Destech’i geliştirdik. 2006 yılında Desnet’den sonraki ikinci şirketim olan Vodera’yı Bluetooth ile Reklam ve Pazarlama çözümleri geliştirmek üzere kurduk. 2007 yılında Desnet olarak ilk global markamız olan Printooth adında Türkiye’nin %100 yerli yazıcısını ihracata yönelik geliştirdik ve 12 ülkeye ihraç ettik. 2008 yılında 40 kişilik bir ekibe ve Desnet olarak kendi alanının en büyük şirketleri arasına girme başarısına ulaştık. Üretimimizin tamamını Türkiye’de yapıyoruz. 2009 yılında çeşitli televizyon, gazete ve dergilerde yayınlanan röportajlardan sonra üniversitelerde üniversitelerde inovasyon, girişimcilik ve pazarlama üzerine konferanslarda konuşmalar yaptım. Aynı yıl Ulaştırma Bakanı Sn. Binali Yıldırım’ın elinden 2009 Yılın Genç Girişimcisi ödülüne layık görüldüm, yine aynı yıl Özyeğin Üniversitesi’nde İşletme bölümünde Sektörel Çözümlere Giriş 1 adında bir ders verdim.

Sanırım kurucusu ve yönetici olduğun Desnet Yazılım ve Vodera’nın temelini babanın ürettiği mobil fatura kesme cihazı ile attın. Sonrasında her şey pek kolay olmadı muhtemelen.
omer_ekinci_voderaGirişimciliğin hiçbir aşaması kolay değil zaten. Benim bütün girişimciliğim babamla başladı. Babamın mucitliği muhteşemdi, istediğiniz her konuya teknolojiyi kullanarak çözüm bulabilir. Tek bir eksiği vardı, o da yaptığı ürünleri satmak, pazarlamak, tanıtmak, şirket kurmak, markalaşmak vs. yani bir anlamda yönetimsel beceriler. Bu eksiklerinden dolayı da babamın geliştirdiği ürünleri başka firmalar üzerine tek bir ekleme yapmadan kat kat fazlasına satıyorlardı. Bu da bana çok dokunuyordu. Kararımı verdim, “Babamın ürettiği ürünleri hakkına ve değerine ulaşmasını sağlayacaktım. Beni motive eden şey bu oldu. Zaten tüm iş hayatımı motivasyonla besledim, rekabetle besledim. Bunlar olmasa başarılı olamazdım. Genç arkadaşlarımın da kendilerini motive edecek, içlerinde dinamitler patlatacak metaforlara ihtiyaçları var.
Sonuç olarak o yazıcıları önce Türkiye’de, sonra da dünyada bir marka haline getirdik. Gece gündüz uyumadan çalışarak bunu başardık. Babam benim işime hiç karışmadı, çünkü kendime çok güveniyordum ve onun da bana güvenmeye ihtiyacı vardı. Ben de onun işine hiç karışmadım. Gece gündüz durmadan duraksamadan çalıştık ve sonunda başardık. İşler biraz büyümeye başlayınca da pazarlamaya olan merakımdan dolayı, babamın da izniyle kendi işimi, Bluetooth ile reklam ve pazarlama çözümleri sağlayan Vodera Türkiye’yi kurdum. Bunu yaparken reklamcıların teknolojiden, IT’cilerin de pazarlamadan anlamadığı gerçeğinden yola çıktım ve reklam ve pazarlama sektörüne teknolojik çözümler geliştirmek üzere Vodera’yı kurduk. Vodera çok hızlı bir şekilde başarılı oldu, Eurovision Şarkı Yarışmasına sattığımız bir proje ile Eurovision’un gerçekleştirildiği ülkelerde (Finlandiya, Sırbistan ve Rusya) iletişim altyapısını kurduk. Bu proje uluslarası arenada adımızı duyurdu.
Bugüne geldiğimizde Desnet ve Vodera olarak 40 kişilik bir ekibin başındayız. Babam hala kendi işini yapıyor, ben de hala satış ve pazarlama başta olmak üzere yönetimsel organizasyonları yönetiyorum.

Yıllık cirosu 2 milyon TL olan Desnet Yazılım’ın gelirinin yüzde 40’ı ihracattan. Ülkemizdeki yerli yazılım üretmedeki kısırlığı göz önüne aldığımızda oldukça iyi bir yüzde. Vizyonunuz pek parlak yani.
omer_ekinci_konferansBiz babamla oturduk, bir karar verdik. Dedik ki biz Çin’de üretim yapıp altımıza jeep mi çekelim, yoksa Türkiye’de üretip dert mi çekelim? Ve Türkiye’de üretim yapmayı tercih ettik. Çin’de üretim yapsak belki 1/5 ine üreteceğimiz ürünleri daha yüksek rakamlara mâl ettik. Sebebi de şuydu: Türkiye’de sadece Desnet için üretim yapan, plastiğidir, alüminyumudur, elektronik devresidir, Desnet’in ara mal tedarikçiliğini yürüten 12 firma vardı. Biz üretimi taşırsak bu firmalar birdenbire üretimlerini durduracaklar. Evet, belki bu dünyanın sonu değil, Desnet üretimi dışarıya taşıdı diye ülke ekonomisi batmayacak ama ekonomiler sıra sıra dizilmiş domino taşlarından oluşur, biri düşünce diğerlerini etkiler ve sonunda hepsi zarar görür. Biz de jeep’den vazgeçtik.
Yazılım konusunda da durum aynı. Türkiye’nin pırıl pırıl mühendisleri var, biz onları staj döneminde alıp okul bitince de devam ettiriyoruz. Türk’e ve Türkiye’ye güvendiğimiz için hiç pişman olmadık.
Vizyonumuza gelince, ticareti para kazanmak olarak nitelersek pek de akıllıca bir iş yaptığımız söylenemez. Ticari vizyonumuz çok parlak diyemeyeceğim. Ama değer katmak, toplumun temel değerlerini güçlendirmek ve sosyal girişimcilik konusunda ufkumuzun geniş olduğunu düşünüyorum. Zaman kimin haklı olduğunu gösterecek, üç kuruş için buradan uçaklar dolusu gidip, ürün ithal edenler mi yoksa çocuklarının yüzüne bakmaya hakkı olsun diye bu ülkenin geleceğini, bu ülkenin parasını, bu ülkenin emeğini heba etmeyenler mi?

Markalar mobil pazarlama teknoloji ile tüketici ya da hedef müşteri ile iletişim/etkileşim kurmadı/kuramadı. Yanılıyor muyum Ömer?
Ben Vodera’da Bluetooth ile reklam ve pazarlama alanına girdiğimde sanıyordum ki reklam ve pazarlama sektörleri antenleri açmış, yeni neler var diye etrafa bakınıyor. Oysa içine girince gördüm ki kazın ayağı öyle değil. Verimsiz ya da geri dönüşü düşük olmasına rağmen sırf alışıldık olduğu için tonlarca paranın bile bile sokağa atıldığını gördüm. Bu yüzden de ufku açık, gelecekle haberleşebilen markalarla ve ajanslarla çalıştık. Hala tam istediğimiz gibi değil, insanların SMS reklamlarını okumadığını bile bile yüzbinlerce SMS göndermeye devam eden markaların sayısı çok fazla.
Ama yine de balın iyi olsun, arın Bağdat’tan gelir demişler, çok şükür kendi fikirlerimizle geliştirdiğimiz projelerle hep güzel işler yapmaya devam ediyoruz.
 
Devir 3G devri. Bu interaktif teknoloji baş döndürücü yenilikleri hizmetimize sundu ve cep telefonlarımız artık el bilgisayarına evrilmiş durumda. Önümüzdeki dönemde mobil pazarın trendine yönelik öngörülerin var mı?
omer_ekinci_girisimcilik_odulu3G’nin son kullanıcıdan çok kurumlara ve kurumsal çözümlere ne gibi faydalar sağlayacağı beni daha çok ilgilendiriyor ve heyecanlandırıyor. İş biraz daha “Star Trek”leşmeye başlayacak, görüntülü telefon, hızlı internet, mobil yaşam gibi aslında pek de tahmin etmesi zor olmayan işler görüyoruz.
GSM operatörlerinin hedefi ileride sadece cep telefonu değil her cihazın içine birer simkart takmak, bu doğrultuda GSM’i sadece cep telefonunun içinde kullanmayacağız. Laptop’ımızda müzik çalarımızda, evimizdeki birçok aletin içinde, araçlarımızda simkartlar ve GSM erişimi olacak. Bunlar akıllı ev-ofis-araç gibi kavramları beraberinde getirecek. Evlerimizi uzaktan yönetebileceğiz.
Bir de kişiselleştirme kavramına vurgu yapmak istiyorum. Artık yakın gelecekte insanlar raftaki hazır kazakları alıp giymeyecekler, aynı renk bilgisayarları kullanmayacaklar. Her ürünü ya üretim sırasında ya da kullanırken kişiselleştirecekler, her insan kendince markalaşacak (ya da öyle zannedecek) ve kendi markasını giymeye, takmaya, kullanmaya yönelecek. Bu da bütün sektörleri başkalaştıracak. Bu yüzden dikkat ederseniz, “kendi tişörtünü/gömleğini/elbiseni tasarla” türü iş modelleri doğuyor. Bu konuya şimdiden projeler üretenler kazanacak.

Yazılımcı olmak isteyen gençlerimiz yüksek paralar ödeyerek özel eğitim kurslarına gidiyor ve çoğu verilen eğitimden memnun kalmıyor. Şunu samimi olarak sormak istiyorum: Kursa gitmek gerekli mi? Eğitim kurumları/eğitmenler yetersiz mi kalıyor yoksa?
Madem samimi olarak sordun, ben de samimi bir şekilde söyleyeyim. Bir yazılım kursunun 2000 TL olduğunu düşünelim, ben bu yazılımı öğrenmek istiyorsam ve 100 tane 2000 TL’m varsa, bir tanesini bile verip o kursa gitmem! Bu kadar net söylüyorum ki daha iyi anlaşılsın. Ben birçok yazılım dili biliyorum, hiçbirini kurslardan öğrenmedim. Gitsinler o kadar parayı dökeceklerine, o işi yapan bir firmanın eşiğine yatsınlar. Para-pul istemesinler ve kendilerini işe almaya patronu ikna etsinler. Orada bir ay çalışarak edinecekleri tecrübe 6 aylık bir kursa bedeldir. Bu yolla öğrenmeyi deneyip de öğrenemeyen bir tek genç arkadaşım çıkarsa, gelsin bana, ben tükürdüğümü yalamak için kurs bedelini kendim karşılayıp bir kursa göndereceğim. (gülüyor)
Türkiye’de eğitim sistemi zaten tamamiyle problemli. O yüzden genç arkadaşlarım okurken bir yandan da bir konuda uzmanlaşarak kendilerini kurtarmalılar. Okul hayatlarında eğer ki hiçbir staj yapmamışlarsa, hiçbir işe girip çalışmamışlarsa okuldan sonra iş bulmayı hayal etmesinler. Çünkü onların işi tamamen şansa kalmıştır.
 
Türkiye, müteşebbis ruhlu gençler için sahası açık ve elverişli bir ülke mi sana göre? Ömer Ekinci iş hayatı boyunca devletin teşvikini hissetti mi?
Türkiye müteşebbis insanlar yetiştirmek üzere iyi bir toprağa sahip. Genetiğimizde ve hamurumuzda bu var. Ama bu toprağa sahip olduğu halde bu topraktan çıkan fidanları ve meyveleri işleyecek ekipman ve eğitilmiş uzmanlar yok maalesef. Çiftliği yönetenler de bu konuda ehil kişiler olmuyor çoğu zaman. Bunca sorunun üstüne, toprağın suçu ne? Yani, içimizdeki girişimciliği her yönden toplum köreltiyor, en başta aile, sonra devlet ve sonra tüm bireyler. Aile, küçük, ne uzanır ne kısalır ama garanti bir işi tüm hayallerden iyi görüyor. Devlet ise desteği doğru ve ihtiyaçlı kişilere ulaştırmıyor.
İronik bir şey söyleyeyim, şuan KOSGEB’den 100 bin TL kredi almak istiyorsanız bankadan 100 bin TL’lik teminat mektubu göstermeniz gerekiyor. Yani ne demek bu biliyor musunuz? “Benden 100 bin TL istiyorsan, önce bankada 100 bin TL paran olacak” Yahu 100 bin TL param varsa ben neden senden isteyeyim?
Bu durum da ihtiyaçlıların değil, bankada 100 bin TL’si olan arkası ve ensesi sağlam insanların işine yarıyor tabii.

Kendini nasıl bir yönetici olarak görüyorsun? En çok neye sinirleniyorsun mesela?
omer_ekinci_kursude5 sene kadar önce çok sert ve ketum bir yöneticiydim. Ekibimle çok iyi diyalog kurmazdım, patronluğu çatık kaş olmakla karıştırıyordum herhalde. Sonra geçen zaman içinde değiştim ve geliştim. Şimdi her bir çalışanımla ayrı bir diyaloğum var. Birçoğuyla iş dışında da görüşüyor, sohbet ediyor, aktivitelere katılıyoruz. Örneğin ekip olarak Karting’e gidiyoruz ya da ofiste motivasyon arttırıcı filmler izliyoruz mesai sonraları.
Ekibime örnek olmayı öğrendim, saygınlığın zorla ve diretmeyle kazanılamayacağını öğrendim, ekibinin hayran olduğu bir liderin neler başarabileceğini öğrendim. Mesela bazen kimsenin ikna edemediği bir müşteri olduğunda ekip arkadaşlarım benim görüşmemi istiyor. Ben soğukkanlılıkla ikna ettiğimde ise şaşırıp kalıyorlar. Ben de bundan keyif alıyorum.
Onların sadece patronları değil, örnek aldıkları rol modelleri olmaya çalışıyorum. Şuan tam anlamıyla yöneticilikte olgunluk dönemim çünkü hem ben ekibimi çok seviyorum hem de ekibimin beni sevdiğini hissediyorum.
En çok sinirlendiğim yanlış yapılması, en çok sevdiğim şey hata yapılması! En sevdiğim şey ise çalışanlarımın bana sormadan inisiyatif almasıdır. En çok keyif aldığım şey ise elbette başarılı bir satış.

Başarıyı çok erken yaşlarda yakalamış bir şirket sahibi olarak, henüz gençlik çağında olan arkadaşlarına başarıları için yol haritası çizebilir misin?
Okuldayken mutlaka çalışsınlar, stajları asla naylon yapmasınlar. Aileleri çok zengin olabilir, yine de hemen gidip orada çalışmasınlar, önce burunlarının sürtebileceği bir yerde en az 2 sene çalışsınlar. Okuldayken ileride uzmanı olmak istedikleri konuyu belirlesinler. Örneğin Ahmet Cengiz, Dış Ticaret uzmanı okuyor. Hemen gitsin ücretsiz bir blog adresi açsın “disticaretnotlari.blogspot.com” / “disticaretuzmani.blogspot.com”. Bu adresin adı Dış Ticaret konusunu da içersin. Sonra gidip bir eposta adresi alsın : disticaretnotlari@gmail.com gibi. Sonra gidip cep numarasını, adını, blog adresini ve mail adresini içeren ve üzerinde Dış Ticareti anımsatacak bir tasarım bulunan bir kartvizit bastırsın. (1000’lik kartvizitin onlara maliyeti 20 TL olacak). Sonra gidip bloguna becerebiliyorsa kendi yazılarını yazsın, beceremiyorsa da internetten araştırıp kaynağını göstermek koşuluyla yazılar bulup yayınlasın.
Sonra bu kartvizitini dağıtmaya başlasın, emin olun okuluna gelen bir başarılı işadamına kartvizitini uzattığı anda bu işadamını etkileyecektir.
Belli bir zaman sonra bir okuyucu kitlesi oluşacaktır. Bunu uygulayan arkadaşlarım, ne faydalarını gördüklerini yaşayınca anlayacaklar. Çünkü öyle bir yerden çıkıyor ki karşınıza bu yaptıklarınız, şaşırıp kalıyorsunuz.
Böylece bu arkadaşımıza hep kendi alanıyla ilgili sorular gelecek, böyle etkinliklere davet edilecek, kısacası bu konuda sadece kendi kendini eğitmeyecek, tüm çevresi de onu şekillendirmeye başlayacak.

Mutlaka şirketinizin(senin) hedefleri ya da geleceğe yönelik projeleri vardır. Bunları Başarılı Gençler okuyucularına paylaşabilir misin?
Gelecekte şuan ithal edilen birçok teknolojik ürünü de Türkiye’de üretmeyi planlıyoruz. Toplumsal ihtiyaçlara teknolojik çözümler üreterek halkın refah seviyesini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Kendi alanımız olan Mobil Saha Satış Otomasyonu konusunda Türkiye’nin bir numarası haline gelmeyi hedefliyoruz. 10 milyon dolar ihracat yaptığımız günlerin yakın olduğunu umut ediyorum.
Kendi adıma da, omerekinci.com da tüm deneyimlerimi yazmayı, bir süre sonra da ilk kitabımı yazmayı hedefliyorum. Onun dışında bir televizyon programı yapmak, bir radyo programı sunmak ve daha yüzlerce konferans verip yüz binlerce insana ulaşmak da hedeflerim arasında. Kendi alanımdaki üniversitelerde ders vermeye başlamayı hedefliyorum. Çünkü öğretmek için sürekli okumak gerek, anlatacaklarımı derleyebilmek için sürekli okumam gerekiyor. Ben buna öğrenme otomasyonu diyorum, öğrenmeyi ve okumayı keyfinize bırakmayacak bir zorlama metaforu geliştirmek gibi de kabul edebiliriz.
2012 yılında aralıksız 12 saat konferans vererek Guinness Rekorlar kitabına girmeyi hedefliyorum.
Uzun yıllar sonra da Türkiye’de söz sahibi bir işadamı olup, Türkiye’nin geleceğinde rol oynamayı hedefliyorum. Umarım veritabanınız sağlamdır ve uzun yıllar bu röportaj silinmez de yıllar sonra istediğim yere ulaştığımda gazeteciler dönüp “Aaa Ömer Ekinci bunları taa 2009 yılında basariligencler.com’da söylemiş” diye haber yaparlar. Çünkü bütün gerçekler, bir zamanların hayalleriydi.

Ömer son olarak bize paylaşmak istediklerin var mı?
Sen, şuan bu yazıyı okuyan genç dostum, derin bir nefes al ve şunu asla unutma. Hayat ne paradan ne puldan ibaret, öncelikle ardında hep iyi izler bırakmayı, arkandan hep güzel konuşulmasını sağla. Kimsenin sırtına basarak yükselmeye çalışma, çünkü düşerken onlara tutunman gerekebilir. Hayal etmekten sakın korkma, hayal etmek bedava. Evet, yapabilirsin, başarabilirsin, bu röportajı okuduktan sonra bilgisayarını kapat ve bir defter aç, ertelediklerini yaz, yapman gerekenleri yaz, yapmak istediklerini yaz, değişmen gerektiğini, değişmek istediğini yaz. Fırsatlarını yaz, zaaflarını yaz, eksiklerini ve artılarını yaz. Ve hemen harekete geç! Adımını hemen at! “Yarın yaparım” deme, “daha vakit var” deme, “azıcık daha uyuyayım” deme, “sevdiğim kızdan ayrıldım, biraz Cengiz Kurtoğlu dinleyeyim” deme, “Babam zengin nasılsa” deme. Karun’un hazineleri bir gecede batmadı mı? Kendi birikiminden başka hiçbir şeye güvenme.
Sen de bütün dünyayı değiştirebilecek güç var. Sakın ola haddini bilme, her zaman haddini aş! Sana biçilenden hep fazlasına talip ol, inisiyatif al, neme lazımcı olma, asla şikayetçi bir ruh haline bürünüp de kendini çaresizliğe eğitme! Ne olursa olsun, yapabilirsin!
Unutma, gücün de hayal gücün kadar büyük!

Ömer Ekinci’nin web sitesi: www.omerekinci.com

Röportaj: İbrahim Eryiğit

  • Facebook
  • del.icio.us
  • Technorati
  • Digg
  • Google Bookmarks
  • Live
  • email

Toplam 10 yorumcu katıldı.

ali ılgaz:

Bravo ömer arkadaşımıza.genç yaşta büyük başarııı

hamdi salahattin kadri bekir:

doğru söylüyorsun ali ılgaz çok başarılı biriymiş bu ömer kanka…

derya demirci:

tebrikler

s.b.:

Ömercim genç yaşında elde etmiş olduğun basarılar için tebrikler…

tuğba gamze:

zorlukların içinden yılmadan yükselebilen biri tebrik ediyorum kendisini..Tabiat onun yanında:)

çağrı cücü:

merhaba;
önce temel değerlerimizi geri alalım inşallah ilerde dünyayı alırız. Sizde acılım yapacagım diye degerlerinizden sakın taviz vermeyin siz örneksiniz. Zamanla inşallah güçlü ortaklar kazanacaksınız.
Maşallah diyorum ve özellikle babanıza saygılarımı sunuyorum:)
Selamlar

Sinan GÜLEBAŞ:

ağzına sağlık ömer’ciğim

Bilgi muhendisi:

Bu röpartajı hazırlayanlara ve Ömer Beye teşekkür ederim. Kendi adıma çok faydalandığımı söyleyebilirim. Gelecekle ilgili öngörüleri ve son kısımda söylemiş olduğu şeyler özellikle çok güzeldi.Başarılarının devamını diliyorum ve yakın gelecekte onun konumunda olabilmeyi umuyorum.Saygılarımla..

comp engmiş:

helal olsun valla.

Ahmet Çelik/ HOME CONCEPT:

tebrik ederimm röportajını basından sonuna kadar okudum notlar aldımm hayat hıkayeni bizimle paylastığın için tşk ederimm

Sizi de bekliyoruz...

İsim (isteğe bağlı)

E-posta (isteğe bağlı)